DUYURU  : Telif haklarini ihlal eden her turlu materyal MEBTR'de Yayinlanamaz ve Dagitilamaz! Please Read! Legal disclaimer and notice.
| Frmda.Com | Kisisel Sayfalar | Anket ve Yarismalar | Ask Doktorunuz | Guncel Haberler | Genel Konular | Eglence Bu Bolumde Kopacaksiniz | Hobileriniz | Definecilik Ile Ilgili Hersey |
| Genel Kultur Konulari | Kultur ve Sanat | Turk Kulturu-Turk sanati | Dinimiz Islam | Videol paylasim Merkezi | Dizi Izle | Muzik ve Mp3 Tanitim | Tum Oyunlar | Elektronik Dunyasi | Bilgisayar-Donanim-Surucu teknik Destek-Programlar | Guvenlik Merkezi |Cep Telefonu-Logo-Melodi-Program | Digital Uydu Dunyasi | Webmaster Yardim | Bilgi Bankasi-Dev Odev Arsivi |Frmda.Com Danisman | Kadin Dunyasi | Cocuklara Ozel | Erkeklere Ozel |Araclar Modifiye | Frmda Ilan ver |

 

Kategori 'Lise Sosyal Bilimler'

Çöller

Çöller
Yeryüzünün yedide birini kaplayan çöller yaşamın olanaksız olduğu bölgelerden sayılır. Bununla birlikte yeryüzünün en etkileyici doğa parçaları arasında bazı çöller de vardır. Buralarda yaşayan hayvan ve bitkiler bölgeye uyum sağlayarak varlıklarını sürdürmeyi başarmışlardır. Bölgede yaşayan insanlar ise vahalar oluşturarak ve hayvancılık yaparak geçimlerini sağlamaktadırlar. Bu kurak arazide sulama yoluyla gerçek cennetler oluşturmak olanaklıdır. Bugün pek çok çölden petrol ve değerli madenler çıkarılmaktadır.

Çöller hakında geniş Bilgiyi İndirmek için TIKLAYIN

Yorum Yazın 31.01.2009

TARİH PENCERESİNDEN DENİZLİ İNSANINA BAKIŞ

TARİH PENCERESİNDEN DENİZLİ İNSANINA BAKIŞ

Denizli ili, Ege ve Anadolu’nun türlü özelliklerini sinesinde toplamış, yaratıcılığa ve yenileşmeğe açık insanların yaşadığı bir beldedir. Denizlili çevresinde beliren küçük fırsatların yarın hangi imkƒnlarına dönüşebileceğini ƒdeta koklayarak anlar, ticarete karşı duyarlı, girişimlerinde cesurdur. Bu özellikler bu yöre insanının hayat tarzı haline gelmiştir. €ok eski yıllardan beri ağaçtan mamul ilkel tezgƒhlarda bebeleri sırtlarına bağlanmış kadınlar kesintisiz gün boyu dokuma yaparlar. Bu kadınlar, denilebilir ki kumaş değil, sabır dokurlar. Denizli ve yöresinde bugünkü atılım ve sanayileşme çabalarının kökeninde bu tevekkül ve inanç vardır.

Aslında Ege bölgesinde Denizli ili en az devlet katkısı alan bölgedir, kuruluşları eskiye dayanan bir kaç tekstil birimi dışında, devlet alt yapı desteğinde bile pek sınırlı kalmıştır. Eğer bu yöredeki tarihi ve turistik kaynaklar bir başka ülkenin elinde olsaydı bu güzel belde çoktan ihya edilirdi. Keza bölgeye tanrının bir lütfu olan enerji kaynakları tam kapasite ile faaliyete geçirilebilse yüz binlerce ailenin kaderi değişir, ucuz ve bol ürün yetiştirmek üzere girişimler seferber olurdu…

Denizli insanının bir başka özelliği olaylara süratli çare bulucu zekƒya sahip oluşlarıdır. Küçük imkƒnlardan büyük ölçekli iş yaratabilme yeteneğini elinden geldiği kadar kullanır. €evrede gördüğü her yeniliği kendine göre değerlendirir. Kotarır, bireyler ortaya koyar yani yoktan var etmeye çalışır. Kanaatkƒrdır, yılmadan çalışır…

Yalnız…

Günümüzde artık her girişim bir bilim temeline, organizasyon kültürüne ve geliştirilmiş yöneticilik becerilerine muhtaçtır. Türkiye büyük ekonomilerle entegrasyona, bütünleşmeye gitmelidir. Gitmeye de zorunludur. Artık ticaretin bir ucu içerideyse, diğer ucu dış pazarlardadır. Bir gün iç pazar için üreten firmaların kaderi yakın bir gelecekte dış Pazarlarda rekabet edecek değişik bir tabloya uyum sağlamak üzere yeni yönelimler içinde olmaktadır. Bu aşamayı başarabilmek ancak çevik, uzağı sezen yöneticiler yetiştirmekle mümkündür. Bu gelişmekle mümkündür. Bu gelişme Denizli içinde geçerlidir. Dış ekonomilerde entegrasyondan lehimize olumlu sonuçlar sağlayacak genç yönetici ve müteşebbis kadrolar nasıl yetiştirilecektir. Denizli ekonomisinin istenmeyen tıkanıklardın uzak tutacak, ticari ilişkileri canlı kılacak kadrolar yetişiyor mu? Bu sorunu çözmede yardımcı olacak teknik ve işletmecilik eğitimi şu anda hangi düzeydedir. Bu eğitim standartları, firmalara memur yetiştirmekten öteye, girişim ve inisiyatif sahibi elemanlar için düzenlenmelidir. Bu kadroların yetiştirilmesinde bölge ticaret ve sanayi odalarına da görev düşmektedir. Ayrıca kurulu sanayi müesseseleri hizmet içi eğitime önem vermeli, gereken yöreye bazı fedakƒrlıklarla dışarıdan kadro takviyesi yapılmalıdır.

Türkiye’de en çok işçi girişimi Denizli’de gerçekleşmiştir. Yurt dışında alın teri ile kazanılan dövizlerle işçi şirketleri kurulmuş, gene kadro yetersizliği ve diğer ekonomik nedenlerle bir kısmı başarılı olamamıştır. Bu nedenler iyice analiz edilmeli, yeni ekonomiyle yapıya adaptasyon sağlanmalıdır.

Şu anda bir çok Denizlili müteşebbis, sermaye tedarikinde karşılanılan sorunlar yüzünden yeni yatırımlara gidemiyor. Yüzde ellileri geçen faizlerle yeni girişim yapılamadığından ek istihdam gücü de yaratılamıyor. Aynı nedenle üretim arttırılamıyor, ihracat istenilen düzeye gelemiyor. Önümüzdeki dönemlerde hükümetler enflƒsyon yaratan para hareketlerini birbirinden ayırma alışkanlığını edindiğinde, Türkiye ile birlikte Denizli sanayiinde yeni bir dinamizm gelecektir.

Her şeye rağmen Denizlili Türkiye’nin gönlünde taze ve yaratıcı nitelikleriyle çok şey vaat etmektedir. Yeter ki Denizli’de fertlerin heyecanına devlet de katılsın.

DENİZLİ MÜTEŞEBBİSİ ÖZEL SEKTÖR GÜCÜNÜN ÖRNEK İSPATI

Ziya Tıkır oğlu Belediye Başkanı

Denizli gerek sanayi kuruluşları ve gerekse ticarŒ potansiyeli itibarıyla Ege bölgesinde olduğu kadar, Türkiye’miz genelinde dahi önemli bir şehir olduğunu ispatlamış bulunmaktadır. Bu haliyle Denizli’mizin bu gelişiminin temelini incelersek, başlıca faktörün Denizli’mizin kendi insanı ve müteşebbislerinin esas faktör olduğunu görürüz. Bugüne kadar Sümer bank iplik fabrikasından başka tek sanayi kuruluşu yoktur ki, devletimizin yatırımı olarak görülebilsin. Oldukça büyük kapasite olarak sınıflandırabileceğimiz “Göceçlik iplik”, “Basma Boya”, “Ergür Kablo ve kompleksi”, “Emsan”, “Ofas”, “Bir-Emek”, “Uygar Motor” gibi ilk akla geliveren sanayi kuruluşlarımız yanında, demir haddeciliği, tekstil sanayi ve belki bir benzeri çevre illerimizin hiçbirinde görülmeyecek kapasitede küçük sanayi kuruluşlarıyla paralel olarak ticarŒ potansiyelini de inkƒr etmek mümkün değildir. İç ticarŒ potansiyeli bakımından Denizli Türkiye’mizin en ücra köşesine kadar ismini duyurmuş güvenli ve sağlam bir ticaret merkezi, dış ticareti de küçümsenmeyecek boyutlara ulaşmış bir merkez kabul edilebilir.

Hal böyle iken, memleketimizin yerleşim merkezi hüviyeti itibariyle, süratle büyüyen bir şehir olma özelliğinde tabii karşılanmalıdır. Her süratli büyüyen şehirlerde olduğu gibi Denizli’mizin de şehirleşme olgusu açısından oldukça büyük sıkıntı ve problemleri vardır ve olması da tabiidir.

Denizli’mizin gelişmesine ve yerleşim problemlerine bir türlü ayak uyduramayan imar planlama çalışmaları, buna bağlı olarak sağlıklı planlama için en önde gelen hali hazır harita ihtiyacı, senelerdir tüm Denizli’mizin özlemini duyduğu kanalizasyon meselesi, bilhassa şehir çevresinde oluşan kaçak inşaat niteliğindeki sağlıksız yapılaşma ve tüm bunların üstünde çevre ve hava kirliliği tehlikesi, her bir noktasından su fışkıran ve bir zamanlar yeşil diye tarif edilen Denizli’mizin içme suyu ihtiyacının da son zamanlarda yeniden gündeme gelmiş olduğunu üzülerek belirtmeliyim. Daha 1978 yıllarında Derin dere suyumuzun da şehrimize büyük bir yatırım olarak geldiğini hatırlarsak ve 6 yıl sonra 2. ve 3. katlara su çıkmayacak hale geldiğimizi görüverirsek üzüntümüzün kaynağı daha kolay anlaşılacaktır. Susuzluk tehlikesinin önlenmesi için gerekli tedbirler alınmaktadır. Kısa vadede ve ileriye dönük olarak bu problemlerimize de çare getirecektir. Gerekirse 0.7 megavatlık bir enerji kapasitesi olan hidroelektrik santralı gözeden çıkarılabilir. Ve Gökpınar suyu Denizli’nin su ihtiyacını tahsis edebilir.

Hava kirliliği insanımız için başlıca meselemizdir. Bacası tüten, taşınabilir belli başlı sağlıksız sanayi kuruluşlarımızın artık hizmete hazır hale gelmiş sayılan organize sanayi bölgesine nakli şart görülmektedir. Gerekirse Belediye olarak, mamul ve kaliteli yakıt temin ve imali çalışmaları yapılacaktır. Vatandaşımızın ucuz yakı adı altında yarısı taş, yarısı kül, havayı en kötü şekilde kirleten kalitesiz yakıtlarla hem aldatılması ve hem de kirli hava üretiminde yarışa sokulması behemehal önlenmelidir. Belki büyük bir projedir ama jeotermal enerji konusunda bu aşamada gündeme getirilebilir.

İmar çalışmalarınızın esasına teşkil eden halihazır harita ihtiyacımız daha önce 1984 programında çıkartılmış idi. Göreve gelir gelmez ilk işimiz bu yanlışlığı düzeltmek oldu. Ve tüm çalışmalar tamamlanarak İller Bankası İdare Meclisi ilk toplantısını yapar yapmaz Denizli halihazır harita işi revizyon ve ilave bölgeler olarak 4 parçaya bölünerek zaman kazanmak açısından 4 ayrı haritacı ekibe ihale edilecektir. İmar planlama çalışmaları da süratlendirilmiş, 1/5000 nazım planların taşınma denetleme kurulu olarak son rötuşları 30 Mayıs 1984 İller Bankasında Belediyemizin de iştirakleri ile tamamlanmıştır. Bu aşamada haritası mevcut bölgeler derhal tatbikat safhasına sokulabilecektir.

Kanalizasyon projemiz gerek harita ve gerekse imar planı eksiklerimize rağmen bir taraftan mevcut bölgelerden başlanarak devam etmektedir. En iyimser şartlarla kanalizasyon inşaatı açısından 1985 yılı başlangıç yılı olabilecektir. Kanalizasyonun, Denizli’miz için en önemli yöne Denizli’ye has açık arıklar ve onun problemi ile ilgilidir. Denizli’ye has ve hemen her sokaktan geçen bu açık arıklar eskiden pırıl pırıl pınar suları içindi. Zirai sulamada ve hatta temizlik için kullanma suyu olabilen bu arıklar, bugün kanalizasyonsuzluktan lağım arıkları haline gelmiştir. Diliyorum ki, bu arıklar en kısa zamanda kanalizasyon sayesinde kurtarılmış olacaktır.

Sağlıksız yapılaşma ve vatandaşın kaçak inşaat problemi ancak imar planı, harita ve alt yapı eksikliği yenildiği takdirde önlenebilecektir. Şehir çevresinden imar ve ihtiyaca uygun realist tedbirlerle çare getirilir ise problem o zaman çözülebilecektir.

Ana hatları ile problemlerimizi ve çözüm yollarını bir çırpıda sıralarken, her şeyin böylece güllük gülistanlık olacağını söylemek mümkün değildir. Birbirine bağlı olarak daha birçok problemlerimiz vardır. Arzumuz Denizli’mizi daha rahat yaşanabilir, daha temiz ve huzurlu bir şehir haline getirmektir. Allah’ın yardımı ve gerek meclisimiz ve gerekse mesai arkadaşlarımın destekleriyle her konunun üstesinden gelebileceğimize inanıyorum.

Behlül Dal: “Halatımın hedefi Pamukkale’yi filme çekmektir”

Ünlü rejisör Behlül Dal, “Sanat hayatımın hedeflerinden biri Pamukkale’yi perdeye aktarmaktır dedi… Aldığı bir çok yurt içi ve yurt dışı ödüllerden sonra Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema ödülünü de kazanan Behlül Dal “Tarla” yazarına şunları söyledi.

“Turistik bir tanıtma filmi olan (Altın Koylar) isimli eserimiz geniş ilgi ve takdirle karşılandı. Daha önce yaptığım (Taşların Aşkı), (Güneşin Battığı Yer) gibi tanıtma filmlerimiz, Türkiye’mizi tabii ve kültür değerleri ile tanıtan yapımlardı. Bu defa, Pamukkale’yi bütün yönleri ile tanıtmayı amaçlayan bir çalışma içinde bulunuyorum. Geçen yıl bir süre incelediğim Pamukkale, tarih olaylarına sahne olmuş bir belde oluşu ve duyunun karakteristiği bakımından çok dikkate değer bir durum gösteriyor.

Sanat hayatımın hedefi dünya çapında bir yeri ve değeri olan Pamukkale’yi yurt içinde ve dışında en iyi şekilde anlatabilecek bir film yapmaktır…

AVANOS’TAN KIZILHİSAR’A

Denizli’nin Acıpayam ilçesine bağlı Kızılhisar bucağında teste, bardak, çömlek yapılır. Kızılhisarlı ustaların ata mesleğidir bu… Halkı €ömlekçiliği “Ata Mesleği” olarak benimsemiş bir belde de Nevşehir’e Avanos ilçesi… Orada da, Kızılhisar’da olduğu gibi yüzyıllardan beri testi, bardak, çömlek yapılıyor… Hatta Aşık Seyrani, “Kör de bilir Avanos’un yolunu/ Testi bardak kırığından bellidir” diyor. Kızılhisar’ın mesleki yönden kardeşi olan Avanos’taki tespitlerimizi bu yazımızda sunuyoruz.

Türkiye’nin kıyı şeridindeki turistik beldeler yanında Orta Anadolu’daki Avanos da bu yıl turizm mevsimine iddialı girdi. Kaya oyması evler, şehirler ve peri bacalarıyla ünlü Ürgüp ve Göreme’nin uzantısındaki Avanos ilçesinde bu yıl 6.5 milyar liralık turistik yatırım planlandı. Geçen yıl 650 milyon lira harcanarak parklar tanzim idildi, şehir içi kaldırımlara karo döşendi. Bu yıl İller Bankası, Turizm Bankası, Belediye ve Nevşehir Özel İdaresi için geniş çaplı bir yatırım planlandı. Tamamı 6.5 milyar liraya ulaşan yatırım daha çok turistik amaca yöneltildi.

Avanos Belediye başkanı Ali Kızı Karataş yapılan ve yapılacak çalışmalar hakkında şu bilgiyi verdi.

“Avanos, bu yıldan itibaren turizmdeki gerçek yerini almaya başlayacaktır. Ürgüp ve Göreme’de tabiat harikalarını gezerken bunalan yerli ve yabancı turistler, Kızılırmak’ın kıyısındaki ilçemizde serinleme imkƒnını bulacaklardır. Halen iki turistik otel ile motellerde ve pansiyonlarda bine yakın yatak sayımız mevcuttur. Dünyada ilk olarak kaya oyma otelinin Avanos’ta kurulması işi İller Bankasınca planlanmış ve 1986 programına alınmıştır. €evrenin karakteristik jeolojik yapısından faydalanılarak kaya oyma şeklinde vücuda getirilecek olan Kaya Otelde 1500 yatak, eğlence ve dinlenme salonları bulunacaktır…”

Avanos’ta içme suyu tesislerinin yenilenmesi ve ihtiyacı karşılar duruma gelmesi için çalışmalar yapılıyor. Şehri boydan boya ikiye bölen Kızılırmak’ın iki kıyısının tanzimi de planlanmış bulunuyor. Kızılırmak kıyıları hakkında Belediye Başkanı Ali Rıza Karataş şunları söylüyor:

“Kızılırmak’ın Avanos ve çevresi için ekonomik olduğu kadar sosyal önemi de vardır. Halkımız, ırmak boyunca uzanan bağlarda yaz boyunca eğlenceler düzenler, bir araya gelir.. Bu defa, yerli ve yabancı turistlerin de eğlenmek ve dinlenmek için aramıza katılmalarını düşünüyoruz. Bu yıl, festival alanını modern bir şekilde tanzim etmeyi planlamış bulunuyoruz. Değil, bütün yıl boyunca insanımıza ve konuklarımıza hizmet verebilecektir.”

Turistik tesis yatırımları yanında Avanos’ta el sanatlarına da büyük önem verilmiş bulunuyor. “Turizm Geliştirme Kooperatifinin açtığı halıcılık ve kilimcilik kursunda 70 genç kız eğitim görüyor.. Bu kurs bitiminde daha başka kursiyerlerinde burada eğitileceği bildiriliyor. Dünyaca ünlü halıların dokunduğu Avanos’ta bundan böyle turistlerin ilgisini çekebilecek, taşınması kolay halı ve kilim dokunmasına ağırlık verileceği belirtiliyor. Kurs Duruma hakkında Başkan Karataş şu bilgiyi veriyor:

“-Halıcılık kursumuz, Valimiz Erdoğan Atasoy tarafından hizmete başlatılmıştır. Devlet bakanımız Tınaz Titiz’in de istihdam yaratma yönünden incelediği kurslarımız bütün yıl boyunca devreler halinde sürecektir. Avanos, çömlekçiliği ve halıcılığı, yani el sanatları ile ünlüdür. Bu şöhreti daha da pekiştirmek çabalarımızın başarılı sonuçlar vereceğine inanıyorum..”

Avanos’un erkekleri çanak-çömlekçiliği, kızlar halı ve kilim dokumaya yüzyıllardan beri atadan kalma olarak öğreniyorlar.. Halı tezgƒhlarının ve çömlek atölyelerinin devlet ve belediye katkısı ile daha da gelişeceğine inanılıyor..

DENİZLİ’DE DÜĞÜN ŞÖLENİ

M. Salim Akagündüz İstanbul Milli Eğitim Md. Yrd.

Toplumların çekirdeğini “aile” oluşturur. Sağlıklı ailelerin meydana getirdiği toplum da sağlıklı ve huzurlu olur. Bu bakımdan, ailenin kurulmasına büyük önem vermek gerekir.

Bilindiği gibi, aile; genç bir kızla delikanlının birbirleriyle önce nişanlanması, sonra da nikƒhlanmasıyla kurulmuş olur. Daha sonra da çocuklar aileye katılırlar. Bu durum asırlardan beri bu şekilde süregelmektedir.

Ancak her toplumun kendine has özellikleri; gelenek ve görenekleri, ahlƒk din ve hukuk kuralları vardır. Toplumu oluşturan fertlerin bu kurallara riayet etmeleri gerekir. Kurallara uymayan fertleri toplum, bünyesinde barındırmaz. “Kültür dediğimiz, nesilden nesle intikal eden bilgi muhtevası olan bu sosyal kuralların bilinmesi, benimsenmesi; milli kültür değerlerimizin korunması ve tanıtılması en önemli görevlerimizin başında gelmelidir.

Bu itibarla, Türk toplumunun kurallarına yansıtan ve milli kültür değerlerimizin güzel bir örneğini teşkil eden Ege Bölgemizin şirin beldesi Denizlinin geleneksel köy düğününden söz etmek istedik…

Aslında “düğün” Anadolu’muzda önemli bir olay; gerçek bir mutluluk vesilesidir. Toplu yaşama, birlikte çalışma, dayanışma ve yardımlaşmanın gerçek anlamda örneklerinin verildiği; iki kişinin yuva kurmasının görüntüsü ardında, kitleleri harekete geçiren, kin ve düşmanlıkları ortadan kaldıran; dostluk ve kardeşlik duygularını pekiştiren büyük bir olaydır.

Denizli’de de düğüne büyük önem verilir. Yöremizde düğünler en az dört gün sürer. Bu sürede yemekler düğün evinde yenir. Sazlı sözlü, davullu-zurnalı eğlenceler yapılır. Bu eğlencelerin en coşkulu olanı da “kına gecesi”dir.

Genellikle oğlan evinin eğlence yerinde dikilen üç soğan üzerine konulmuş çanak şeklinde saç içine çaralar konularak, yakılır ve tüm meydan aydınlatılır. Geceleri köy delikanlılarının toplanıp, oturmaları için hasırlar ve kilimler yayılır ve çeşitli eğlenceler yapılır.

Düğün sahipleri kızanlara, yardıma gelirken, çeyize giderken, keşkeklik buğday dövülürken, gelin gezdirirken önde bayrak taşınır. Bayrak, oğlan evinin yakınlarından birisi tarafından taşınır. Bu kişiye “Bayraktar” denir. Bayraktar yürüyüş anında kızanların Efesinin sol yanında yürür. Bayrağın ucuna bir elma veya portakal sokulur ve iplerle perçinlenir. Kız ve oğlan evinde verilen çevre, şal, kuşak… vb. gibi hediyeler bayrak direğine düğümlenerek takılar. Bu hediyeler daha sonra bayraktar ile diğer bazı kızanlara dağıtılır.

Düğüne gelen davetlilere “Okuyucu” denir. Okuyucular, davet edildikleri köyün yakınlarına geldikleri zaman, gözetleyiciler tarafından düğün sahiplerine haber verilir. Köyün yakınına gelen okuyucular birkaç el silah atarak, geldiklerini duyurmaya çalışırlar. Okuyucular genellikle geceleyin gelirler. Gençler, ellerinde meşalelerle, onları karşılarlar. Bu karşılama, meşale alanına kadar davul-zurna ve sözlü eğlencelerle olur. Meşale alanına gelindiğinde oyunlar oynanır.

Bu oyunlar gruplar halinde oynanır. Kadın ve kızlar da meşale meydanının etrafındaki evlerin damlarından bu oyunları seyrederler. Kızanların, Efesi en son oyunu oynamadan eğlence bitmiş sayılmaz ve hiç kimse düğün evinden ayrılamaz. Harmandalı, Tavas Zeybeği… gibi mahalli oyunlar oynanırken, coşku ile bağırılır ve silahlar atılır. Kuskun, Zıbın, Delme, Cepken, Şal kuşak, Şalvar gibi özel giysilerini ve Bocim adı verilen siyah körüklü çizmesini giyen Efe oynarken, kızanları bağırarak Efeye bağlılıklarını anlatırlar. Efe de kızanlarından bazıları önünde oynayarak, onları onurlandırır. Bundan büyük gurur duyan kızanlar Efeyi selamlayarak, bağlılıklarını tekrarlarlar ve saygılarını sunarlar.

Efenin oynaması ile Meşale eğlencesi bitmiş olur. Efe ve kızanları düğün evinde misafir edilir. Aynı gece kızların Kına Yakma Eğlencesi de yapılır.

Bu eğlencelerden sonra konuklara pekmez ikram edilir. Damat gerdeğe girer ve böylece yeni bir yuva (aile) kurulmuş olur. Bundan sonra birlikte hayatlarını sürdüren gençler, çoluk-çocuk sahibi olarak, toplumdaki yeni yerlerini alılar ve yeni rollerini oynarlar.

DENİZLİ İLİNE TOPLU BAKIŞ

Selahattin Karagöz

Denizli İli; Anadolu’nun Güneybatısında, Ege Bölgesindedir. Doğuda Burdur, Isparta, Afyon, Batıdan Aydın, Manisa, Kuzeyden Uşak, Güneyden Muğla illeriyle komşudur.

İlin yüzölçümü 11.868 kilometrekare, 1975 sayımına göre nüfus 556.173 olup yoğunluğu (47 metredir). Kısal yerlerde yoğunluk fazladır.

İl, Ege - İç Anadolu ve Akdeniz Bölgeleri arasında bir geçit teşkil eder. Bu bakımdan toprak (Yüzey şekilleri) ve iklim yapısı bu bölgelerle ilişkilidir. Dalgalı bir yüzeye sahiptir. Alçak ve yüksek ovalar, yaylalar dağlar bir birini tamamlar. Coğrafi kuruluşu, yerleşmeye ve gelişmeye elverişli olduğundan eski bir yerleşme ve uygarlık merkezidir.

En alçak yeri Sarayköy kazası olup deniz yüzeyinden 170 metre, en yüksek yöresi ise €ameli ilçesinde 1350 metredir.

Alçak ovalar: Büyük Menderes, €ürüksü ovaları.

Yüksek ovalar: Tavas, Acıpayam, €ardak, Baklan ovaları.

Dağlar: Sazak, Babadağ, Hozan dağı, Büyük çökelmez dağı, Ak dağ, Sandıran dağı, Bozdağ, Bul kaz dağı, Beşparmak dağı, Eğeler ve Elma dağlarıdır. En yüksek dağ, Ege’nin en yüksek sivrisi olan Hozan dağı (2571) metredir.


Yorum Yazın 31.01.2009

GRÖNLAND (KALAATDLİT NUNAAT)

GRÖNLAND (KALAATDLİT NUNAAT)
Grönland (Kalaatdlit Nunaat), Atlantik Okyanusu’nun kuzeyinde yer alan Dünya’nın en büyük adasıdır (2 175 600 Km).Danimarka
Krallığı’na bağlı bir özerk yönetime sahipitir.Nüfusu 54 600 (1988); başkenti Nuuk (eski adı Gothab;11 209; 1986).
COĞRAFYA:Davis Boğazı, Baffin Denizi, Smiyh, Kennedy ve Robenson boğazları ile güneydoğuda İzlanda’dan, kuzeydoğuda da
Svalbard’dan ayrılan ada; kuzeyden güneye doğru uzanan bir kitle durumundadır.Kuzeyde Morris Jusup, güneyde Farvel burnu yer
alır.Ilık su akıntılarının etkisiyle güney ve batı kıyılarında iklim daha yumuşaktır.Güneybatı kıyılarında ocak ayı ortalama
sıcaklığı -5,7 C, temmuz ayı 9,3 C’dir.Kuzeyde ise, yıllık ortalaması -22,8 C dolayında olan ısı -70 C’a dek düşer.Adanın
büyük bir bölümü (1 milyon 800 bin kilometre kare)İnlandsis adı verilen ve kimi yerlerde kalınlığı 2000 m’yi bulan buzullarla
kaplıdır.Buzulların bitiminde ince dağ sıraları başlar.Doğu kıyılarında yüksek ve sarp bir yapı gösterir.Bunlardan Forel
(3383 m) ve Petermann dağları (2939 m) önde gelenlerdir.
TARİH:Grönland ilk kez 900 yıllarında Vikingler tarafından bulundu.Ardından İskandinavlar, Oesterbygd ve Vesterbygd’de
sömürgeler KURDULAR.Bu sömürgeler XIV ve XV.yy’da Eskimolar tarafından ortadan kaldırıldı.Frobisher (1578), Davis (1585-1587)
Hudson (1607) ve Baffin (1616) adanın değişik bölgelerini buldular.Norveçli Hans Ege adada sürekli bir koloninin temellerini
attı (1721).1888′de Nansen, adayı ilk kez baştan başa geçti(560 Km).Adanın tam bir taraması, 1912′de Grönlandlı Rasmussen
tarafından gerçekleştirildi.Grönlan, 1953 Danimarka Anayasası ile, Danimarka Krallığı’nın sömürgesi iken, parlementoda
(Folketing) iki milletvekiliyle temsil edilen bir eyalet oldu; ardından, Danimarka parlementosunun 1978′de aldığı kararla
özerkliğe kavuştu(1 Mayıs 1979).Özerkliğin ertesinde yapılan seçimlerde sosyalist çoğunluğu sağladı.Ayrıca Danca adlar yerine
Grönlandik yer adları benimsendi.Grönland adı da Kalaatdlit Nunaat oldu.
TOPLUMSAL YAŞAM VE EKONOMİ:Ada halkının çoğunluğunu Eskimolar oluşturur.Bunların başlıcaları Angmagssalik, Godhavn, Thule
olan yaklaşık bin kişilik köylerde yaşarlar.Son zamanlarda çağdaş yöntemlerin de uygulanmasıyla gelişen balıkçılık ve
kürkçülük önde gelen ekonomik uğraşlardır.Ren geyiği ve tilki yetiştiriciliğinin yanı sıra, güneyde iklim koşullarına
dayanıklı bir tür koyun da yetiştirilmektedir.Maden olarak, İvigtut dolaylarında çıkarılan kriolit, kurşun, çinko, grafit,
uranyum ve kömür yatakları bulunmaktadır.Grönland’da halkın çoğunluğu Eskimoca konuşur.İkinci dil Danca’dır.Eskimoca 1700′den
bu yana Latin harfleriyle yazılmakta ve okullarda öğretilmektedir.Ada’nın Hristiyanlaştırılması 1000 yıllarında başladı.Bugün
halkın büyük çoğunluğu Protestan’dır.Stratejik bakımdan önemli bir konuma sahip olan adaya ABD ilk kez 1941′de bir hava üssü
kurdu.1951′de Danimarka ile yapılan antlaşmalar sonucu ABD’nin, başlıcaları Thule, Julanehab,
Straemfjord’da olmak üzere askerî kuruluşlar çoğaldı.

Yorum Yazın 31.01.2009

Japonya hakkinda geniş Bilgi

Japonya, binlerce küçük adayla birlikte Hokkaido, Honshu, Shikoku ve Kyushu adlı dört büyük adadan oluşan ve 377.708 km2 alan üzerinde 125.6 milyon kişinin yaşadığı bir ülkedir. Topraklannın %72′lik bir kısmı dağlık arazilerden oluşmaktadır.
Japonya’nın doğal kaynakları oldukça kısıtlıdır. Petrol, kömür, demir cevheri, pamuk, yün gibi ana maddelerle buğday gibi temel gıda maddelerim dışarıdan almaktadır. 1985 yılında pamuk, yün ve kauçuk gereksiniminin tamamım, ham petrol gereksiniminin %99.7’sini ve buğday gereksiniminin %86’sını dışardan almıştır. Bu olumsuzluklara rağmen Japonya, özellikle son otuz yılda büyük bir ekonomik gelişme gerçekleştirmiş ve şu anda dünyanın önde gelen endüstrisine sahip olmuştur. 1985 yılı itibarıyla sahip olduğu GSMH açısında ABD’den sonra dünyada ikinci sırada iken, 1995 yılı OECD göstergelerine göre dünyada en fazla GSMH’ya sahip ülke olmayı başarmıştır. 1985 yılından beri otomotiv sanayiinde en fazla üretim yapan ülkedir. 1959 yılından beri de gemi yapımında dünya birinciliğim bırakmamıştır. Japonya’nın en fazla ticaret yaptığı ülke ABD’dir. 1985 yılı itibarıyla ihracatmın dörtte birinden fazlasını ABD’ye

Japonya hakkinda geniş Bilgi

Yorum Yazın 31.01.2009

YER YUVARLAĞI Hakkinda bilgi

YER YUVARLAĞI
Bütün gök cicimlerinin içinde bulunduran ortama evren denir.Bu geniş ortamda milyarlarca yıldızdan oluşan topluluklar galaksi denir.Güneş sistemi de Samanyolu galaksisi içindedir.Gezegenlerin en büyüyü Jüpiter en küçüğü ise merkürdür.Dünya güneşten ortalama 150 milyon km uzaklıktadır.Güneşten uzaklaştıkça gezegenlerin yüzey sıcaklıkları düşer.Jüpitercin 10 tane uydusu vardır.

Yerin şekli ve boyutları
İyonyalı bir bilim adamı mö530 yılında dünyanın küre şeklinde olduğunu söylemiştir.Yerin kendine has şekline geoit denir.Bu şekil kutuplardan basık ekvatordan şişkindir.Çekül geoidin her noktasına diktir.Ekseni ekliptiği ise 23 derece 27 dakika eğiktir.Dünyanın şeklinden dolayı güneş ışınları her yere dik gelmemektedir.

B)PARALEL,MERİDYEN,ENLEM,BOYLAM
Bu bilgilerden yaralanılarak dünya üzerindeki bir yerin kolayca bulunmasına yardımcı olurlar.
Paraleller
Yer yuvarlığını iki eşit parçaya bölen daireye ekvator denir.Paralellerin 90 tanesi kuzeyde 90 tanesi de güneyde olmak üzere toplam 180 tanedir.
Özellikleri
1)Her paralel dairesi tam bir çemberdir.
2)Paralellerin çevre uzunlukları ekvatordan kutuplara gidildikçe azalır.Ekvator çevresi 40.076 km dir.
3)İki paralel arasındaki uzaklık her yerde 111 km dir
4)90 derece paralelleri nokta halindedir.
5)Dereceleri ekvatordan kutuplara gidildikçe büyür.

Meridyenler
Ekvatoru dik açıyla kesen yaylara denir.Başlangıç meridyeni greenwich olarak kabul edilmiştir.Başlangıç meridyenin doğusunda ve batısında 180 tane şer olmak üzere toplam 360 tanedir.
Özellikleri
Meridyen Yaylarının uzaklıkları ekvatordan kutuplara gidildikçe azalır.
2)Meridyen yayları arasındaki uzaklık birbirine eşittir.
3)Meridyenler yarım çemberdir.
4)Dereceleri başlangıç meridyeninden uzaklaştıkça büyür.
5)Aynı meridyen yayı üzerindeki saat aynıdır.
6)İki meridyen arasındaki uzaklık farkı 4 dakikadır.
7)Her 15 meridyen 1 saat dilimini oluşturur.

Enlem ve boylam
Enlem:Herhangi bir noktayla ekvator arasında kalan meridyen yayının açı cinsinden değeridir.Aynı paralel üzerinde kalan bütün noktaların enlem dereceleri aynıdır.
Boylam:Herhangi bir noktayla başlangıç meridyeni arasında kalan paralel yayının açı cinsinden değeridir.

Devamını okuyun…»

Yorum Yazın 31.01.2009

Dünya’nin Olusumu ve Depremler

Dünya’nin Olusumu ve Depremler

Üzerinde yasadigimiz dünyanin 5 milyar yillik tüm olusum süreci içerisinde depremler meydana gelmistir. Dünyanin olusumunun büyük bir bölümünü tamamladigi süreç olan Arkeozoik Dönem de 4 milyar yil boyunca yeryüzünün seklini tamamen degistirecek güçte depremler olmustur. Ayrica bu süre içerisinde kita çekirdekleri meydana gelmis ve yerküre üzerindeki ilk kivrimlar yani daglar olusmustur.
Paleozoik Dönem’de yeryüzündeki ilk büyük kivrimlar; Hersinyen ve Kaledoniyen kivrimlari ortaya çikmistir. Yine bu dönemde de Arkeozoik dönemdeki kadar olmasa da siddetli tektonik hareketler, kivrilmalar ve volkanik olaylar meydana gelmistir. Süper Kita adini verdigimiz “Pangea” kitasi bu olusumlar sonucunda büyümeye daha sonra da kitalara ayrilmaya baslamistir.
Mezozoik zamanda ise Pangea kitasi parçalanmaya baslamis ve yavas yavas bugünkü kitalar ortaya çikmistir. Yine bu dönemde Alp-Himalaya kivrimlarinin olusmasi için gerekli olan tortullasma meydana gelmistir. Neozoik zamanda ise çok siddetli tektonik ve volkanik hareketlenmeler olmustur. Mezozoik dönemde birikmis olan tortullar ile Alp-Himalaya kivrimlari olusmustur. Bu dönemde Pangea kitasi tamamen yok olarak yerini bugünkü kitalara birakmis; Tetis Denizi de Atlas ve Hint Okyanuslari’nin olusmasina neden olmustur. Türkiye’nin büyük bir bölümü ve Kuzey, Güney ve Bati Anadolu Fay Hatlari da bu seizma sayesinde ortaya çikmistir. Yine seizma nedeniyle seizma nedeniyle deniz çanaklari derinlesmistir. Karadeniz buna çok iyi bir örnektir.
Antropozoik Dönem’in ilk yarisinda buzullasma meydana gelmistir. Ingiltere, Avrupa’dan kopup ada haline gelmistir. Deniz seviyesi bugünkü seviyesine ulasmis, Egeit karasi çökmüs ve Akdeniz’in sulari ilerleyerek Ege Denizi,Çanakkale ve Istanbul Bogazlari’ni olusturmustur.

Depremlerin Olus Nedenleri

Dünyanin iç yapisi konusunda, jeolojik ve jeofizik çalismalar sonucu elde edilen verilerin destekledigi bir yeryüzü modeli bulunmaktadir. Bu modele göre, yerkürenin dis kisminda yaklasik 70-100 km.kalinliginda olusmus bir Tasküre (Litosfer) vardir. Kitalar ve okyanuslar bu taskürede yer alir.Litosfer ile çekirdek arasinda kalan ve kalinligi 2.900 km olan kusaga Manto adi verilir. Manto’nun altindaki çekirdegin Nikel-Demir karisimindan olustugu kabul edilmektedir.Yerin, yüzeyden derine gidildikçe isinin arttigi bilinmektedir. Enine deprem dalgalarinin yerin çekirdeginde yayilamadigi olgusundan giderek çekirdegin sivi bir ortam olmasi gerektigi sonucuna varilmaktadir. Manto genelde kati olmakla beraber yüzeyden derine inildikçe içinde yerel sivi ortamlari bulundurmaktadir. Tasküre’nin altinda Astenosfer denilen yumusak Üst Manto bulunmaktadir.Burada olusan kuvvetler, özellikle konveksiyon akimlari nedeni ile, tas kabuk parçalanmakta ve birçok “Levha”lara bölünmektedir. Üst Manto’da olusan konveksiyon akimlari, radyoaktivite nedeni ile olusan yüksek isiya baglanmaktadir. Konveksiyon akimlari yukarilara yükseldikçe tasyuvarda gerilmelere ve daha sonra da zayif zonlarin kirilmasiyla levhalarin olusmasina neden olmaktadir. Halen 10 kadar büyük levha ve çok sayida küçük levhalar vardir. Bu levhalar üzerinde duran kitalarla birlikte, Astenosfer üzerinde sal gibi yüzmekte olup, birbirlerine göre insanlarin hissedemeyecegi bir hizla hareket etmektedirler. Konveksiyon akimlarinin yükseldigi yerlerde levhalar birbirlerinden uzaklasmakta ve buradan çikan sicak magmada okyanus ortasi sirtlarini olusturmaktadir. Levhalarin birbirlerine degdikleri bölgelerde sürtünmeler ve sikismalar olmakta, sürtünen levhalardan biri asagiya Manto’ya batmakta ve eriyerek yitme zonlarini olusturmaktadir. Konveksiyon akimlarinin neden oldugu bu ardisikli olay tatkürenin altinda devam edip gitmektedir. Iste yerkabugunu olusturan levhalarin birbirine sürtündükleri, birbirlerini sikistirdiklari, birbirlerinin üstüne çiktiklari ya da altina girdikleri bu levhalarin sinirlari dünyada depremlerin olduklari yerler olarak karsimiza çikmaktadir. Dünyada olan depremlerin hemen büyük çogunlugu bu levhalarin birbirlerini zorladiklari levha sinirlarinda dar kusaklar üzerinde olusmaktadir. Yukarida, yerkabugunu olusturan “Levha”larin, Astenosferdeki konveksiyon akimlari nedeniyle hareket halinde olduklarini ve bu nedenle birbirlerini ittiklerini veya birbirlerinden açildiklarini ve bu olaylarin meydana geldigi zonlarin da deprem bölgelerini olusturdugunu söylemistik. Birbirlerini iten ya da digerinin altina giren iki levha arasinda, harekete engel olan bir sürtünme kuvveti vardir. Bir levhanin hareket edebilmesi için bu sürtünme kuvvetinin giderilmesi gerekir. Itilmekte olan bir levha ile bir diger levha arasinda sürtünme kuvveti asildigi zaman bir hareket olusur. Bu hareket çok kisa bir zaman biriminde gerçeklesir ve sok niteligindedir. Sonunda çok uzaklara kadar yayilabilen deprem (sarsinti) dalgalari ortaya çikar.Bu dalgalar geçtigi ortamlari sarsarak ve depremin olus yönünden uzaklastikça enerjisi azalarak yayilir. Bu sirada yeryüzünde, bazen gözle görülebilen, kilometrelerce uzanabilen ve FAY adi verilen arazi kiriklari olusabilir. Bu kiriklar bazen yeryüzünde gözlenemez, yüzey tabakalari ile gizlenmis olabilir. Bazen de eski bir depremden olusmus ve yerüzüne kadar çikmis, ancak zamanla örtülmüs bir fay yeniden oynayabilir. Depremlerinin olusumunun bu sekilde ve “Elastik Geri Sekme Kurami” adi altinda anlatimi 1911 yilinda Amerikali Reid tarafindan yapilmistir ve laboratuvarlarda da denenerek ispatlanmistir. Bu kurama göre, herhangibir noktada, zamana bagimli olarak, yavas yavas olusan birim deformasyon birikiminin elastik olarak depoladigi enerji, kritik bir degere eristiginde, fay düzlemi boyunca var olan sürtünme kuvvetini yenerek, fay çizgisinin her iki tarafindaki kayaç bloklarinin birbirine göreli hareketlerini olusturmaktadir. Bu olay ani yer degistirme hareketidir. Bu ani yer degistirmeler ise bir noktada biriken birim deformasyon enerjisinin açiga çikmasi, bosalmasi, diger bir deyisle mekanik enerjiye dönüsmesi ile ve sonuç olarak yer katmanlarinin kirilma ve yirtilma hareketi ile olmaktadir. Aslinda kayalarin, önceden bir birim yerdegistirme birikimine ugramadan kirilmalari olanaksizdir. Bu birim yer degistirme hareketlerini, hareketsiz görülen yerkabugunda, üst mantoda olusan konveksiyon akimlari olusturmakta, kayalar belirli bir deformasyona kadar dayaniklilik gösterebilmekte ve sonrada kirilmaktadir. Iste bu kirilmalar sonucu depremler olusmaktadir. Bu olaydan sonra da kayalardan uzak zamandan beri birikmis olan gerilmelerin ve enerjinin bir kismi ya da tamami giderilmis olmaktadir. Çogunlukla bu deprem olayi esnasinda olusan faylarda, elastik geri sekmeler (atim), fayin her iki tarafinda ve ters yönde olusmaktadirlar. FAYLAR genellikle hareket yönlerine göre isimlendirilirler. Daha çok yatay hareket sonucu meydana gelen faylara “Dogrultu Atimli Fay”denir. Fayin olusturdugu iki ayri blokun birbirlerine göreli olarak saga veya sola hareketlerinden de bahsedilebilinir ki bunlar sag veya sol yönlü dogrultulu atimli faya bir örnektir. Düsey hareketlerle meydana gelen faylara da “Egim Atimli Fay”denir. Faylarin çogunda hem yatay, hem de düsey hareket bulunabilir.

Depremlerin Türleri

Depremler olus nedenlerine göre degisik türlerde olabilir. Dünyada olan depremlerin büyük bir bölümü yukarida anlatilan biçimde olusmakla birlikte az miktarda da olsa baska dogal nedenlerle de olan deprem türleri bulunmaktadir. Yukarida anlatilan levhalarin hareketi sonucu olan depremler genellikle “TEKTONIK” depremler olarak nitelenir ve bu depremler çogunlukla levhalar sinirlarinda olusurlar.Yeryüzünde olan depremlerin %90′i bu gruba girer. Türkiye’de olan depremler de büyük çogunlukla tektonik depremlerdir. Ikinci tip depremler “VOLKANIK” depremlerdir. Bunlar volkanlarin püskürmesi sonucu olusurlar.Yerin derinliklerinde ergimis maddenin yeryüzüne çikisi sirasindaki fiziksel ve kimyasal olaylar sonucunda olusan gazlarin yapmis olduklari patlamalarla bu tür depremlerin maydana geldigi bilinmektedir. Bunlar da yanardaglarla ilgili olduklarindan yereldirler ve önemli zarara neden olmazlar. Japonya ve Italya’da olusan depremlerin bir kismi bu gruba girmektedir. Türkiye’de aktif yanardag olmadigi için bu tip depremler olmamaktadir. Bir baska tip depremler de “ÇÖKÜNTÜ” depremlerdir. Bunlar yer altindaki bosluklarin (magara), kömür ocaklarinda galerilerin, tuz ve jipsli arazilerde erime sonucu olusan bosluklari tavan blokunun çökmesi ile olusurlar. Hissedilme alanlari yerel olup enerjileri azdir fazla zarar getirmezler. Büyük heyelanlar ve gökten düsen meteorlarin da küçük sarsintilara neden oldugu bilinmektedir. Odagi deniz dibinde olan Derin Deniz Depremlerinden sonra, denizlerde kiyilara kadar olusan ve bazen kiyilarda büyük hasarlara neden olan dalgalar olusur ki bunlara Tsunamidenir. Deniz depremlerinin çok görüldügü Japonya’da Tsunami’den 1896 yilinda 30.000 kisi ölmüstür.

Deprem Parametreleri

Herhangibir deprem olustugunda, bu depremim tariflenmesi ve anlasilabilmesi için “DEPREM PARAMETRELERI” olarak tanimlanan bazi kavramlardan söz edilmektedir. Asagida kisaca bu parametreleri açiklayacagiz.

Devamını okuyun…»

Yorum Yazın 31.01.2009

KONİK PROJEKSİYONLAR

KONİK PROJEKSİYONLAR

Bu projeksiyonlarda model küreyi saran koni, bir daire boyunca küreye teğettir. Ancak hemen anlaşılacağı gibi, tepe yüksekliğinin fazla (diğer bir ifadeyle, tepe açısından küçük)olmasına bağlı olarak bu koni model küreye ekvatora yakın herhangi bir alçak enlemde teğet olabileceği gibi, tepe yüksekliği çok az ( tepe açısı büyük )olarak, kutba yakın bir enlemde model küreye oturabilir.öylece tepesi sonsuzda (tepe açısı 0 derece ) olan koni bir silindir halini alarak model küreye ekvator boyunca teğet olacağı buna mukabil tepe açısı 180 derece olan bir koni ise, artık bir düzlem haline geldiğinden, sadece kutup noktasında küreye teğet olur. Görüldüğü üzere konik projeksiyonlar bu son iki halin arasında kalan sahalar için bahis konusudur.

KONİK PROJEKSİYONLAR DEVAMINI INDIR

Yorum Yazın 31.01.2009

COĞRAFİ KEŞİFLER VE SONUÇLARININ OSMANLI DEVLETİNE EKONOMİK VE SİYASİ YÖNDEN NE GİBİ ETKİLERİ OLMUŞTUR?

SORU: COĞRAFİ KEŞİFLER VE SONUÇLARININ OSMANLI DEVLETİNE EKONOMİK VE SİYASİ YÖNDEN NE GİBİ ETKİLERİ OLMUŞTUR?

COĞRAFİ KEŞİFLER, SEBEPLERİ VE SONUÇLARI

a. Keşiflerin Sebepleri:

Bilinmeyen şeylere ve yerlere merak duyulması, en eski çağlardan beri insanlığın tabii bir duygusu idi. İlk çağlarda, dünyanın çok küçük bir bölümü tanınıyordu. Uzak bölgelere gezi yapanları anlatıp yazdıkları daima heycan uyandırmaktaydı. Orta çağda, Avrupa’dan Uzak doğu’ya giderek , çin’de kubilay kağa’nın yanında kalan Marko polo’nun verdiği bilgilere çok kimse inanmamıştı. Ibn Batuta, ibn Fablan gibi islam gezginleri de, “bilinmeyen” ülkelere geziler yaparak, gördüklerini kaleme almışlardı. Bunların doğruluğu anlaşıldıkça, “yeni” ülkelere duyulan merak daha arttı. Keşiflerin birinci sebebi budur.

Avrupa’nın islam ülkelerine karşı giriştiği Haçlı seferleri, görünüşte dini bir nitelik taşıyordu. Hedef, kutsal kudüs şehrini, Müslümanların elinden kurtarmaktı. Fakat, aslında Doğu’nun zenginlikleri, o çağda yoksul sayılacak Avrupa’nın gözlerini kamaştırıyordu. İki yüz yıla yakın süren haçlı seferleri, İslam dünyasındaki bolluğu ve refahı, Avrupa’nın daha yakından tanımasına sağladı. Bu varlıklı hayata duyulan özen, Avrupa’da yeni gelir kaynaklarının araştırılması çığrını açtı. Bunu yolu ticaretten geçiyordu. Özellikle hindistan’dan Avrupa arasındaki ticaret yolları, başta Türkler olma üzere, Müslümanların elindeydi. Bu yüzden avrupalı tacirler, her uğrak yerinde yüksek vergiler ödemek zorunda kalıyorlardı. Bu yüzden, birçok malın Avrupa’ya maliyet çok artıyordu. Şu halde, yeni yollar aranması ve bulunması gerekli hale gelmiştir. İkinci sebep de budur.

Hemen tamamıyla Hıristiyan olan Avrupa, kilisesinin ağır baskı altındaydı. Papalığın rızası alınmadıkça, yeni topraklara açılmak zordu. Bu bakımdan, erişilecek yerlerde Hıristiyanlığın yayılması da göz önünde bulunduruluyordu. Bu da, dini bir sebep oluşturuyordu.

Barutun ve topun kullanılmasıyla ortaya çıkan güçlü krallıklar, ticari alanda birbirleriyle rekabete başlamışlardı. Uzak doğu’ya yeni yollarla ulaşmak, Çin ve Hindistan gibi ülkelerin zengin mallarını kendileri taşımak için yeni yollara ihtiyaç duyuyorlardı. Bu ise, ancak yeni keşiflerle sağlanabilirdi.

Coğrafya keşiflerinin yapılabilmesi için, elverişli bir bilim ortamına da girilmişti. Dünyanın düz değil, yuvarlak olduğu gerçeği Müslümanlardan öğrenilmişti. Dünya yuvarlaksa, doğu’ya doğru değil, batıya doğru da gidilerek aynı yere (Hindistan’a) ulaşılabilirdi.

Bunu yapabilmek için teknik imkanlar da elde edilmişti. Pusula, rüzgar gülü gibi aletler bunlar arasındaydı. Ayrıca, açık denizlerin fırtınalarına dayanıklı büyük ve sağlam gemilerde yapılabiliyordu.

b) Başlıca Keşifler:

Daha XV. Yüzyıl ortalarında Portekizliler Afrika’ya keşif heyetleri gönderiyorlardı. Bu heyetlerden biri, Bartelemo Diyaz yönetiminde, Afrika’nın güneyinde dolaştı (1487). Buraya “Ümit Burnu” adı verilirdi.böylece, Hindistan’a deniz yolu ile ulaşma imkanı elde ediyorlardı. XV. yüzyılın sonunda Vasko dö Gama, bu yoldan Hindistan’a vardı (1498). Bundan sonra Portekizliler Hint okyanusu’na donanama gönderdiler ve Uzak Doğu’ya kadar olan bölgelerde ticareti elerine geçirerek sömürgeler kurdular.

Amerika’nın Keşfi: Kristof Kolomb adında Cenevizli bir gemici, hep batıya gitmek suretiyle doğuya varılabileceğini ileri sürüyordu. Düşüncesini gerçekleştirmek için, denizci devletlere başvurdu. Uzun uğraşmalardan sonra, projesi İspanya kralı tarafından kabul edildi ve desteklendi. İstediği gemileri ve denizcileri alan Kolomb, Atlas Okyanusu’na açıldı. Zorlu bir yolculuktan sonra, Orta Amerika’da Bahama’ya vardı (1492). Ancak, yeni bir kıta keşfettiğini bilmiyor, Hindistan’a ulaştığını sanıyordu.

Kısa bir süre sonra Amerigo Vespuçi adlı bir İtalyan denizcisi, Güney Amerika’da Brezilya Kıyılarına çıktı. Buranın yeni bir kıta olduğunu anladı. Bu sebeple, Amerika’ya Kristof Kolomb’un değil, onun adı verildi.

Balboa ise, bugünkü Panama Kanalı’nın bulunduğu yerden geçerek ilk defa Büyük Okyanus’a çıktı (1513).

Macellen, Hindistan’a ulaşmak için, Güney Amerika’yı dolaşarak Büyük Okyanusa geçti. Uzak Doğuya vardı. Ancak buradaki bir çarpışmada öldürüldü. Yanındaki denizciler, yollarına devam ederek İspanya’ya döndüler. Böylece, dünyanın çevresi ilk defa dolaşılmış oldu (1521).

c. Keşiflerin Sonuçları

Siyasi ve Ekonomik Sonuçlar

Keşfedilen topraklar, keşifleri düzenleyen devletlerin kendi malı oldu. Bunların yeraltı ve yerüstü zenginlikleri adeta yağmalandı. Bütün bu zenginlikler Avrupa’ya aktı. İspanya, Portekiz, İngiltere, Fransa, Hollanda gibi ülkeler giderek zenginleşti. Daha sonraki yüzyıllarda bunlara Belçika, Almanya, İtalya da katılacaktı. Bu ülkeler, ele geçirdikleri geniş topraklarda çiftlikler, dokuma tesisleri kurdular, maden işlettiler. Yerli halkları silah zoruyla, karın tokluğuna çalıştırdılar. Elde ettiklerini kendi gemileriyle ülkelerine taşıdılar. Kazanç oranları çok arttı. Deniz seferlerini destekleyen kralların maddi varlıkları alabildiğine büyüdü. Krallar, bu zenginliklerini, top gibi ağır ve pahalı savaş araçlarına harcadılar. Bu silahlar karşısında, derebeyleri çaresiz kaldılar ve güçlerini hızla kaybettiler. Buna karşılık, ticaretten zenginleşen yeni bir sınıf (burjuvazi) ortaya çıktı. Burjuvaların kuvvetlenmesi, siyasi dengeleri değiştirdi. Derebeylerini ortadan kaldıran krallara karşı, burjuvalar siyasi haklar kazanma savaşı vermeye başladı. Böylece, Avrupa’da ihtilaller ve sarsıntılar meydana geldi.

Sömürgeci devletler, değerlerine karşı ekonomik ve siyasi üstünlük sağladılar. Durumu kötüye giden diğer Avrupa devletleri de, çareyi sömürge aramakta buldular. Bunun sonucu olarak, sömürgecilik eğilimi daha da hızlandı.

Büyük denizlere açılacak konumda olmayan Osman İmparatorluğu, siyasi üstünlüğünü, daha donanımlı ordu ve donanma hazırlayabilen Avrupa devletleri karşısında yavaş yavaş kaybetmeye başladı. Akdeniz çevresinde yoğunlaşan ticari faaliyet önemini kaybetti.

Sosyal Sonuçlar

Uzak sömürgelerden mal getirilmesi, hemen tamamen deniz yolu ile yapılıyordu. Bu da, Avrupa’daki liman şehirlerinin önem kazanması sonucunu doğurdu. Şehirleşme genişledi. Şehirlerin nüfusu arttı. XV. Yüzyılda hiçbir İngiliz, İspanyol, Portekizli, Belçikalı ların nüfusu 100 bin i aşmıyordu. (XVI.yüzyılın sonlarında ise Londra 450 bin, Lizbon 200 bin nüfusu aşacaklardır). Dünyanın en büyük dokuz ülkesi arasında hiçbir Hıristiyan Avrupa ülkesi yoktu. Bu dokuz devletten bir Çin, sekizi ise İslam ülkesiydi. Bu tablo, yaklaşık 200-300 yıl içinde tamamen tersine dönecek ve Avrupa ülkeleri doğuya hakim olacaklardır. Şehirleşme yeni sosyal grupların ortaya çıkışını sağladı. Hayat seviyesi yükseldikçe yaşama şeklide değişti.

Buna karşılık, keşfedilen yeni ülkelerin halkları tam bir soykırımla karşılaştılar. Amerika’nın yerlileri, eski ve ileri medeniyetler kurmuşlardı. Ancak, bazı alanlarda gelişmiş değillerdi. Tarım yöntemleri, savaş araçları ilkeldi. At’ı tanımıyorlardı. Avrupa’nın zırhlı süvarilerini alt tarafı at, üst kısmı insan olan tek bir yaratık sanmışlardı. İspanyollar ve Portekizliler, bunları kitle halinde öldürdüler. Kalanları köle yaptılar. Ancak, nüfusun az olması sebebiyle, Afrika’dan zenci köleler getirtmek zorunda kalmışlardır. Böylece, Amerika’da bir “kamçılı medeniyet” kuruldu. Köle ticareti zamanla çok kârlı hale geldi. Sömürgeci devletler arasında, köle ticareti yüzünden savaşlar bile çıktı. Amerika’nın çeşitli yerlerinde zenci nüfus çoğaldı. Avrupa’dan Amerika’ya göç eden beyazlarla zenciler arasındaki sürtüşme XX.yüzyıla kadar sürdü.

Kültürel Sonuçlar

Kıtalararası ticaret ve taşımacılık sayesinde Avrupa’da zenginleşenler, yeni bir hayat tarzı benimsediler. Bunlar, kültür ve sanat hareketlerine ilgi gösterip desteklediler. Büyük servetlerin bir kısmı bu alanlara harcanınca, eser verenlerin sayısı ve gayreti arttı. Böylece, Rönesanssın, İtalya dışındaki Avrupa devletlerinde yayılışı hızlandı.

Buna karşılık, keşfedilen yerlerdeki eski kültürler büyük ölçüde mahvoldu. Binlerce yıllık geçmişe sahip İnka, Aztek, Maya medeniyetlerine ait eserler yerle bir edildi. Kendine özgü kültürleri bulunan insanlar ortadan kaldırıldığı veya köle durumuna getirildiği için, medeniyetleri yavaş yavaş silinip unutuldu.

Keşiflerin sağladığı zenginlik, bilim ve sanat alanındaki gelişmelerin maddi kaynağı oldu. Bu ilerlemeler, zamanla daha da hızlandı. Osmanlı İmparatorluğu bu alandaki ilerlemeye ayak uyduramadı. Sonraki yüzyıllarda Osmanlılar’ın, askeri ve siyasi alandaki gerileyişinde keşiflerin dolaylı etkisi oldu.

Coğrafi Keşiflerin Osmanlı’ya Etkileri

Avrupa’nın Atlas Okyanusu’na kıyısı olan ülkelerinin denizcilikleri XV.yüzyılda Hint ticaretinde söz sahibi olmak, Akdeniz ve Asya’daki diğer ticari aracıları ortadan kaldırmak için yeni yollar aradılar. Sonuçta Portekiz ve İspanyol denizcileri Afrika’yı dolaşarak Hindistan’a varmayı değer taraftan da Amerika’yı bulmayı başardılar. Özellikle İspanyollar, Peru ve Meksika’nın altın ve gümüş kaynaklarına hakim olup, bu zenginlikleri Avrupa’ya taşıdılar. XVI.yüzyılda İngiltere İmparatorluğu İspanya üzerindeki siyasi kontrolü sayesinde Amerika’dan taşınan kıymetli madenlerle ekonomik yönden oldukça güçlendi.

Osmanlıların elinde tuttuğu Baharat ve İpek yolu eski önemini kaybetti. Yeni keşfedilen yerlerden getirilen yeni tür bitkiler (tütün, pamuk …) Avrupa’daki tarım kesimine yeni üretim kaynakları sağladı. İspanya’dan başlayıp Akdeniz çevresinde görülmekte gecikmeyen enflasyon Osmanlı ülkesine de olumsuz biçimde sıçradı. Bütün bunlar Osmanlı devletindeki ticari üstünlüğün Avrupa karşısında kaybedilmesine neden olacaktır.

SORU: OSMANLI DEVLETİNDE DURAKLAMA DÖNEMİNİN SEBEPLERİ NELERDİR?

OSMANLI DEVLETİNDE DURAKLAMANIN SEBEPLERİ

Osmanlı Devleti, kurulundan XVI.yüzyılın sonlarına kadar sürekli bir ilerleme ve gelişme içinde olmuştur. Üç kıtaya yayılan ülke, en geniş sınırlarına ulaşmıştır ancak, ülke XVI.yy sonlarından itibaren duraklama sürecine girdi. Duraklama, XVII.yy boyunca devam etti. Bu dönemde de bazı başarılar kazanılmışsa da kalıcı olmamıştır.

Osmanlı devletinin duraklama dönemine girmesinin bir takım sebepleri vardır.

İç Sebepler

Yönetimdeki Bozukluklar

XVII.yüzyıldan itibaren başa geçen padişahların bir kısmı çocuk denecek yaştaydı. Devlet işlerini sadrazama ve valide sultanlara bıraktılar. Bu yüzden sık sık padişah değişti. I.Ahmet zamanında veraset sisteminde değişiklik oldu. Padişahın oğlunun başa geçmesi yerine, Osmanoğulları ailesinin en yaşlı ve en akıllısının padişah olması kabul edildi.

Şehzadeler, sancaklara gönderilmeyip, sarayda tutuldular. Bunun sonucu olarak, şehzadeler yönetim konusunda yeterli bilgi ve tecrübeye sahip olmadılar. Zaman zaman saray kadınlarının ve entrikacı devlet adamlarının etkisinde kalmışlardır.

Duraklama döneminde iş başına getirilen sadrazam, vezirler ve diğer yöneticilerin de büyük bir kısmı yetenekli şahsiyetler değildi. Padişaha ve saray kadınlarına yarananlar ön plana çıktılar. Azınlıklardan olup da devlet içine sızan kimseler de bazı zararlı işlerde bulunmuşlardır. Rüşvet ve iltimas başladı. Halkın devlete olan güveni azaldı. Devlet otoritesi sarsıldı ve çeşitli iç isyanlar çıktı.

Ordu ve Donanmanın Bozulması

Devamını okuyun…»

Yorum Yazın 31.01.2009

EROZYONUN ÇEŞİTLERİ VE SINIFLANDIRILMASI

EROZYONUN ÇEŞİTLERİ VE SINIFLANDIRILMASI

Erozyon, dünya varolduğundan bu yana, özellikle insan faaliyetlerinin başlamasına kadarki devirlerde doğal bir süreç ve olayken, insanın etkisiyle doğanın ve toprakların kullanılmasıyla birlikte farklı bir boyut kazanmış ve olan önemli bir sorun halini almıştır. Bu nedenle erozyon olgusu bu iki farklı süreç için ayrı ayrı ele alınmak durumundadır. Bunlardan birincisi ‘Doğal Erozyon’, diğeri ise “Hızlandırılmış Erozyon” dur.

EROZYONUN ÇEŞİTLERİ VE SINIFLANDIRILMASI

Yorum Yazın 31.01.2009

İSLAMİYET ÖNCESİ ARAP YARIMADASI

islamiyet öncesi arap yarımadası INDIR

İSLAMİYET ÖNCESİ ARAP YARIMADASI

A)Siyasi Durum:
Arabistan Asyanın güneybatısında Basra Körfezi ve Kızıldeniz arasında yer alan , kuzeyine Irak ve Ürdü-nünün bulunduğu çok büyük bir yarımadadır.Arabistnın üç yanı dağlarla çevrili iç bölgeleri çöllerle çevrilidir.Hemen hemen Hindistan kadar büyük bür yüzölçüme sahip olmasına rağmen büyük bir bölümü çöl olduğu için nüfusu çok azdır.Yarımadada akarsu yoktur;kuyular bile az ve birbirinden uzaktır.İslami-yetten önce yarımadada çeşitli devletler kurulmuştur.Kuzeyde Nabatlılar , Tedmürler ve Gassaniler. Güneyde Main ,Sebe ve Himyeri devletleri

Nabatlılar: Yarımadanın kuzeybatısına yerleşmişlerdi.Hadramut’un baharat yolununun son bölümünü ele geçirerek zengin oldular. Yaklaşık 500 yıl süren devlet 106 da Roma Krallığının Arabistan eyaleti oldu.
Tedmürler(Palmiralar):Kuruluşundan başlayarak Roma’nın müttefiki olan Tedmürler roma kurumlarını benimsediler.Romalılar tarafında ele geçirilen Petra ‘nın yıkılmasından ve ipek yolunun kara kısmının ka-panmasından yararlanarak hint mallarını taşıma tekelini ellerine aldılar.Zenginliklerini  İS II.yydan sonra yapılan anıtların çokluğu açıklar.634de Araplar tarafından yıkılmışlardır.
Gassaniler:Adını etrafında yaşadıkları Gassan Gölünden alırlar.Fenike Filistin ve Havran bölgelerini ele geçiren Gassaniler sınırlarını korumak koşouluyla Bizans imparatorluğuna özerk kabile kimliğiyle bağlandılar.7.yyda Suriye toprakları islam devletinin yöntimi altına girmesiyle hanedan sona erdi.
Mainler:Adını Yemendeki Main şehrinden alır.Krallık İÖ IV.yydan İS Iyya kadar zengin bir krallık olarak varlığını sürdürdü.
Sebeler:Yemen’in doğusunda kurulmuş krallık,başkenti Marib’ti.Kokulu bitkilerin ticaretiyle para kazanı-yorlardı.Sebeler önce bir kabileydi sonra çevresine başka kabilleler toplandı.Asurlular Sebe muharriblerinin kabilesini kabul ettiler.Romalıların deniz yoluyla Arabistan’a gelmesine kadar zenginlik içinde yaşadılar Kabileler arasındaki çekişmeler Seba’nın Himyerilerin boyunduruğu altına girmesine yol açtı.
Himyeriler:Bugünkü Suudi Arabistan’da hüküm sürmüş olan Himyeriler Kızıldenizden Hİnt Okyanusuna değin çok geniş bir bölgede yaşamışlardır.Roma imparatorlarının Aden’e kiliseler yapması hristiyanlığı onlara tanıtmıştır.İranlıların yönetimi altına girmişlerdir.Hz Muhammed zamanında islamı kabul etmişlerdir

Arabistan’da tam bir siyasi birlik yoktu.Göçebe ve birbirine rakip kabileler ve kant devletleri halinde yaşı-yorlardı.Her kabilenin başında şeyh emir ve muharribler vardı.Başkanların kendi kabileleri üzerinde sonsuz yetkileri vardır.Devletler mutlakiyet esasına dayanıyordu.Mekke’de ise özel bir durm vardı.Dar’un nedve denilen danışma kurulu şehir yönetimiyle ilgili konularda toplanır ve kara alırlardı.Mekke’nin  en etkili kabilesi Kureyşti.

B)Din ve İnanış:
 

Not: Dökümanlar güvenlik açısından şifrelidir.Zip şifresi yukarıda yazmaktadır.

islamiyet öncesi arap yarımadası INDIR

Yorum Yazın 16.12.2008

Onceki Yazilar


RASTGELE YAZILAR

  • COĞRAFYA BÖLGELERİMİZ
  • TÜRKİYE DE YERLEŞME HAREKETLERİ
  • BLAISE PASCAL, 1623-1662
  • Türkiyede Nüfus ve Özellikleri
  • Yanardağların Oluşumu ve Yurdumuzdaki Yanardağlar
  • MUSON İKLİMİ VE ÖZELLİKLERİ
  • Piri Reis kimdir hakkinda Detayli Bilgi Buyurun
  • COĞRAFİ KEŞİFLER VE SONUÇLARININ OSMANLI DEVLETİNE EKONOMİK VE SİYASİ YÖNDEN NE GİBİ ETKİLERİ OLMUŞTUR?
  • TREASURE ISLAND
  • ANADOLU LİSESİ - COĞRAFYA SORULARI
  • Nufus yoğunlukları(fizyolojik ,aritmetik tarımsal)
  • Cografi Keşifler Nedir?
  • Soru Bankasi
  • Tüm İller hakkinda kisa kisa bilgi Flash
  • Çanakkale hakkında geniş bilgi
  • ALT MENU

    Etiketler

    Arşivler

  • UserOnline

  • Most Users Ever Online Is On

    Users: 5 Guests
    1 User Browsing This Page.
    Users: 1 Guest

    TAKViM

    Mart 2010
    Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
    « May    
    1234567
    891011121314
    15161718192021
    22232425262728
    293031  

    KATEGORiLER

    Son Yazilar


    2 Sayfa: [1] 2 »

    XML-Sitemap - Aci Hayat, Yalanci Yarim, - Digital Uydu, msn nickleri, Frekanslar, Guncel Keyler
    - Kv Pusu Karacadag Mp3 indir - Kurtlar Vadisi Pusu 8. bolum download indir izle seyret -
    |1|2|3|4|5|6|7|8|9|10|11|12|13|14|15|16|17|18|19|20|21|22|23|24|25|26|27|28|29|30|31|32|33|34|35|36|37|38|39|40|41|42|43|44|45|46|47|48|49|50|51|52|53|54|55|56|57|

     

     

    Sohbetci- Sohbet - Sohbet - Sohbetburada - Chat - Chat - Muhabbet - MIRCSOHBET
    ......