Kategori 'Ilkogretim Genel'
Mortgage nedir ve Mortage sistemi neden önemlidir?
Mortgage sistemi kira öder gibi ev sahibi olmak demektir. Aynı zamanda aylık bütçenizi sarsmayacak rakamlarla ev sahibi olmanın yollarını açan sistemdir. Mortage sisteminde satın alınmak istenilen evin bedeli eksperlerce değerlendirilir, kredi almak için belirli bir peşinat hazır ise, (ki bu genellikle evin satış bedelinin %25′i olur) kalan miktar Mortgage sağlayan yani kredi veren tarafından ödenir. Ev kredisi veren kuruluşlara Amerika’da Lender denilmektedir. Türkiye’de de kısa süre içinde yasal altyapının kurulması,ev kredisi verecek kurum ve kuruluşların hazırlıklarını mümkün olan en kısa sürede bitirmesi beklenmektedir. Morgage veren kuruluşa kalan borç 15 ila 30 yıl arasında değişen sürelerde geri ödenebilmektedir. Mortgage sistemi Türkiye’de 2006 yılının başında devreye girecektir. Yasal çalışmaların bitirilmesi ile ilk etapta Mortgage kuruluşları oluşturulacak (Tutulu satış kuruluşu - Konut kredisi kuruluşu). Bu kuruluşlar daha sonra ev satın almak isteyenlere çeşitli şartlarda ev kredisi sağlayacaklardır. Mortage sistemi ülkemizde ev sahibi olmayı düşleyen milyonlarca insanın hayalini kurduğu evi satın almasını sağlayacak, emlak piyasasını hareketlendirecek, inşaat kalitelerini yükseltecektir. Ayrıca ev sahibi olmak için emekli olmayı bekleme devri kapanacak yerine genç yaşlarda ev sahibi olup 30 yıl vadeli ev kredisi alma dönemi başlaycaktır.
İpotekli konut finansman (Mortgage) sistemi nedir?
İngilizce’de “mortgage” olarak bilinen, basında ve halk arasında “Kira öder gibi uzun vadeli ev satın alma sistemi” olarak bilinen ipotekli konut finans sistemi, gayrimenkul edinmede kullanılan finansman yöntemlerinden birini ifade etmek için kullanılan bir terim. Türk Dil Kurumu (TDK) kelime manası ”tutu, ipotek, rehin” anlamına gelen ”mortgage” kelimesi yerine ”tutulu satış”ı öneriyor. Sistem genel olarak konut sahibi olmak isteyenlere finans kuruluşlarınca, konut üzerinden tesis edilecek ipotek karşılığında 15 ile 30 yıl gibi uzun vadeli konut kredilerinin kullanılması temeline dayanıyor. Sistemin bir başka tanımı şu şekilde de yapılabilir. İpotekli konut finansman sistemi, kredi, finansal kiralama ve benzeri finansal işlemler yoluyla konut alımı, konutların yenilenmesi ve güçlendirilmesi için ipotek teminatlı kaynak kullandırılması anlamına geliyor. Banka, müşteri adına müşterinin talep ettiği bir gayrimenkulü peşin olarak satın alarak mülkiyeti müşteriye devrediyor. Ancak müşterinin bankaya borcunun karşılığı olarak mülk ipotek ediliyor. Müşteri bankaya borcunu belli bir ödeme planına göre, önceden belirlenmiş bir vade sonuna dek aylık ödemelerle kapatıyor.
MORTGAGE sistemi ile nasıl ev sahibi olunacak?
1. Vatandaş ödeme gücüne göre bir daire bulacak.
2. 1. Dairenin değerinin yüzde 25′i vatandaşın cebinde olacak. Vatandaş kalan tutar için kredi talep edebiliyor olacak. İleride bu peşinat için de kredi alınabilecek.
3. Ev kredisi talep eden kişi, taksitleri ödeyememe ihtimaline karşın sigorta yaptıracak ve 2-3 ay boyunca bu taksitleri ödeyecek. Böylece taksitler garantiye alınacak. Ödenecek taksitlerin içerisinde bu sigortadan yararlanabilmek için prim de olacak. Sigorta 3- 4 ay bu taksitleri öder ve kişinin durumu düzelmezse yani sorun devam ederse konut nakde çevrilecek. Aynı zamanda hayat sigortası da yaptıracak.
4. Vatandaşın kendisinin bulduğu ve almayı planladığı konutla ilgili bir değerlendirme de yapılacak. Bu değerlendirmeyi yapabilecek bir şirket kurulacak ve evin değeri o şirket tarafından belirlenecek. Vatandaş tarafından müteahhite evin tespit edilen değerinin asgari olarak dörtte biri peşin ödenecek. Banka, evin değerinin geri kalan üçte birlik kısmını ipotekli konut kredisi olark vatandaşa ödeyecek. Vatandaş da aldığı parayı müteahhite ya da konutunu satmak isteyen mal sahibine götürüp ödeyecek. Böylece kredi veren kuruma uzun vadeli olarak borçlanmış, banka ise verdiği uzun vadeli kredi karşılığında evi ipotek etmiş olacak. Ardından banka isterse bu konutu kendi bünyesinde tutabilecek ve kendisi sermaye piyasalarına menkul kıymetleştirme yoluyla bunu arz edebilecek. İsterse banka yeni kurulacak ipotek finans kuruluşuna bunu götürüp satacak ya da devredecek.
5. Vefat halinde mirasçılar devam ettirebilecek
6. Yeni ya da eski ev alınabilecek. Yenisi bitmiş olmalı.
7. Satın alınan daire için Doğal Afet Sigortası yaptırılacak.
8. Sistemde herhangi bir kısıtlama yok. 2 eve kadar alınacak bu tür kredilerle ilgili ödenecek faizlerin vergi matrahından düşürülmesi ile ilgili teşvik mekanizması getirilecek. İstenirse 100 bin YTL’lik bir konut da alınabilecek, istenirse 500 YTL’lik bir konut.
9. Kamuya ait lojmanlar da bu sisteme dahil olabilecek.
10. Bankalar aldıkları ipoteği, İpotek Finans Kuruluşu’na (İFK) devredecek. İFK’nın yüzde 49′u devlet (kamu bankaları ve TOKİ), yüzde 51′i özel sektöre (yerli ve yabancı bankalar ya da özel finans kuruluşları) ait olacak. İFK, stokunda yeralan ipotekleri menkul kıymete dönüştürecek. İpotek fon katılma belgesi,varlığa dayalı menkul kıymet veya borç senedi ihraç edecek. Bu yolla yeni fon yaratarak yeni kredilere kaynak sağlayacak.
önemlidir Bilgi Bankasi Databank Odev ILKOGRETIM Ilkogretim Genel Lise Ekonomi Mortage Mortgage neden Nedir ORTAOGRETIM sistemiönemlidir Bilgi Bankasi Databank Odev ILKOGRETIM Ilkogretim Genel Lise Ekonomi Mortage Mortgage neden Nedir ORTAOGRETIM sistemi
30.12.2008
Zanaat, maddi ihtiyaçlarını karşılamak için eğitim ve tecrübe gerektiren işlere verilen addır. Ayrıca hüner ve marifet anlamlarına da gelmektedir. Bir işle veya meslekle uğraşan ustalığı ve mahareti olan kimselere ise sanaatkar denilmektedir.
Osmanlılar zanaat anlamına gelen hirfet sözcüğünü kullanmışlardır. Osmanlı döneminde çeşitli zanaat kollarının toplandığı Ahi teşkilatı bulunmaktaydı. XIX. yüzyılda Osmanlı’ya gelen Fransız mozaikçisi Pretextat Le-comte çinicilik, hâkk, mâden işleri, dökmecilik ve bakırcılık, camcılık, taş yontuculuğu, nakış, kalemkârlık, halıcılık, kumaş ve kadifecilik, saraçlık, kunduracılık, silâh işçiliği, ahşap işleri, telkari, cevahircilik, mühür yapımcılığı, minekârlık, tesbihcilik, kayık imâli, lokum, helva ve şekerleme yapımı hakkında bilgi vermektedir.
Sanayi devriminden sonra zanaatlar büyük ölçüde sarsılmıştır. Seri imalat ile birlikte bir çok zanaat ortadan kalktıysa bununla birlikte yeni zanaat alanları da doğmuştur. Saraçlık ve nalbantlık tarihe karışırken bunun yerine otomobil tamirciliği kaportacılık ve boyacılık gibi zanaatler ortaya çıkmıştır.
Günümüzde zanaat denilince akla ilk gelen küçük sanatlardır. Şiir, müzik, resim, heykel, hat, tezhip gibi zanaatler ise “güzel sanatlar” olarak adlandırılmaktadır.
Bilgi Bankasi Databank Odev ILKOGRETIM Ilkogretim Genel Ilkogretim Sosyal Bilgiler ZanaatBilgi Bankasi Databank Odev ILKOGRETIM Ilkogretim Genel Ilkogretim Sosyal Bilgiler Zanaat
30.12.2008
MARMARA BÖLGESi
1. Konumu ve Sınırları
Türkiye’nin kuzeybatısını oluşturur. ismini Marmara Denizi’nden almıştır. Avrupa kıtasındaki topraklarımızın tamamı bölge sınırları içindedir. Bölge doğuda Adapazarı ovası ile Bilecik’in doğusuna kadar uzanır. Bölgenin güney sınırı Kazdağı’ndan başlayarak Balıkesir ovasını içine alır ve Uludağ’ın güneyinden geçer. Çanakkale açıklarındaki Gökçeada ve Bozcaada bölgede bulunur. Bölge ülkemiz yüzölçümünün %8,5′ine sahiptir. Yüzölçümün büyüklüğü bakımından bölgeler arasında altıncı sıradadır.
Bölgenin bölümleri Çatalca - Kocaeli, Ergene, Yıldız Dağları ve Güney Marmara’dır.
2. Yeryüzü şekilleri
Türkiye’nin ortalama yükseltisi en az olan bölgesidir. En önemli yükseltilerini kuzeyde Yıldız Dağları, güneyde Samanlı Dağları ile Uludağ oluşturur. Uludağ 2543 m. ile bölgenin en yüksek yeridir.
Bölgede alçak, tepelik alanlar ile dalgalı düzlükler geniş yer kaplar. En önemli ovaları, Ergene, Adapazarı, Bursa, Karacabey, inegöl, Pamukova, Gönen ve Balıkesir ovalarıdır.
Meriç, Ergene, Sakarya ve Susurluk bölgenin en büyük akarsularıdır. Bölgenin ortalama yükseltisi az olduğu için akarsuların enerji potansiyelleri düşüktür.
Manyas, Ulubat, iznik, Sapanca, Büyük ve Küçük Çekmece ile Durusu (Terkos) bölgede yer alan göllerdir. Kuzey Anadolu fay hattının bir kısmı bu bölgeden geçer.
3. iklim
Marmara Bölgesi’nde Akdeniz, Karadeniz ve karasal iklim özelliklerinin hepsi görülür. Bölge yılda ortalama 500 - 700 mm. arasında yağış alır. Örneğin, istanbul 677 mm, Bursa 696 mm, Edirne 586 mm. yağış almaktadır.
Bölgedeki yıllık ortalama sıcaklık 13 - 15 °C’dir. istanbul’da, en sıcak ay ortalaması 23,2 °C iken, en soğuk ay ortalaması 5,6 °C dir. Güney Marmara Bölümü’nün dağlık iç kısımlarında ve Ergene Havzası’nda karasal iklim koşulları etkili iken, Karadeniz kıyı şeridinde Karadeniz iklimi görülür. Marmara ve Ege Denizi çevresindeki 300 - 400 m. yüksekliğe kadar olan alanlarda ise Akdeniz geçiş iklimi etkilidir.
4. Bitki Örtüsü
Bölge, bitki örtüsü çeşitliliği açısından zengindir. Bu durum, bölgedeki iklim çeşitliliğinin fazla olmasından kaynaklanır. Ergene Havzası’nın karakteristik bitki örtüsü, ormanların tahrip edilmesi ile oluşmuş antropojen bozkırdır. Yıldız Dağları’nın Karadeniz’e bakan yamaçları ile Koru ve Işık dağlarında ormanlar yer alır. Marmara ve Ege Denizi çevresinde, Akdeniz ikliminin etkisi ile 300 - 400 m. yüksekliğe kadar maki toplulukları bulunur. Güney Marmara’nın yüksek kesimlerinde ise, iğne yapraklı ormanlar yer alır. Bölge, Türkiye ormanlarının % 13′ünü kaplayarak bölgeler arasında dördüncü sırada bulunur.
5. Toprak
Trakya’nın kuzeyinde, Kocaeli Yarımadası’nda, Güney Marmara’nın doğusu ve güneyinde, asitli, koyu renkli ve organik madde bakımından zengin topraklar bulunur. Ergene çayı havzası ile Güney Marmara Bölümü’ndeki ovalarda vertisol topraklar, Trakya’nın batısı Gelibolu ve Biga Yarımadası çevresinde ise rendzina adı verilen kireçli topraklar yer alır.
6. Nüfus ve Yerleşme
Nüfus ve nüfus yoğunluğunun en fazla olduğu bölgedir. Türkiye’nin toplam nüfusununun yaklaşık % 20 sinden fazlası bu bölgede yaşar. 1997 nüfus sayımına göre bölge nüfusu 15,9 milyon, nüfus yoğunluğu km2 ye 236 kişidir.
Bölgede şehir nüfusu fazla iken, kır nüfusu oldukça azdır. Diğer bölgelerden göç aldığından nüfusu sürekli olarak artmaktadır.
7. Ekonomik Özellikler
Marmara Bölgesi, bölge yüzölçümüne göre tarım alanları oranının en fazla olduğu bölgemizdir. Bölge, Türkiye ayçiçeği ve pirinç üretiminde birincidir. Zeytin, tütün, şekerpancarı, üzüm, mısır ve buğday tarımı yapılan diğer ürünlerdir.
Marmara, ahır ve kümes hayvancılığının en fazla geliştiği bölgemizdir. Bu durum, bölgede başta tüketici nüfusun fazlalığı ve pazarlama sorununun çözülmüş olması ile ilgilidir. Yine Marmara, Türkiye’de ipekböcekçiliğinin en fazla yapıldığı bölgedir.
YERALTI ZENGİNLİKLERİ:
Bor: Susurluk, Bigadiç- Balıkesir (Türkiye’de 1.), Volfram (Tungsten):Uludağ-Bursa, Demirköy-Kırklareli
(Türkiye’de 1.), Mermer: Güney Marmara, Linyit: Bölgenin genelinde, Barit: Lapseki-Çanakkale,
Doğalgaz: Kırklareli, Demir: Kocaeli ve Sakarya, Manyezit-Magnezyum: Bilecik, Krom: Bursa,
Kurşun-Çinko: Balıkesir ve Çanakkale, Seramik Kili: İstanbul ve Çanakkale
ENDÜSTRİ:
Bölge ekonomisi gelişmiştir. Milli gelirimizin %20’si bu bölgeden karşılanır. Sanayi işçilerimizin
yarısı burada çalışır ve sanayi ürünlerinin 1/3’ü bu bölgeden karşılanır. Ulaşımını kolay olması,
hammadde teminin kolay olması, Hinterlandının geniş olması, işgücünün fazla olması, tüketici
nüfusunun fazla olması ve pazarlama kolaylığı gibi sebeplerle sanayisi gelişmiştir. Enerji
üretimi en az olan bölge olmasına rağmen enerji tüketiminde ilk sıradadır. Türkiye’nin en
büyük sanayi kuşağı olan İstanbul-Kocaeli-Adapazarı bu bölgede yer alır. Bursa başka bir
sanayi ilidir. İstanbul en işlek ve gelişmiş limanımız olarak en büyük ithalat limanımızdır.
İzmit’te İpraş Petrol Rafinerimiz bulunmaktadır. Ambarlı-İstanbul’da Doğalgaz ve Fuel Oil, Bursa
ve Hamitabat’ta Doğalgaz, Kırklareli ve Orhaneli’nde termik santraller vardır.
Bursa’da dokumacılık, otomotiv ve konserve sanayisi vardır. İzmit’te ise kağıt, petro-kimya ve
İpraş Rafinerisi vardır.
Bölge, bor mineralleri çıkarımında Türkiye’de birincidir. Mermer, linyit, barit, volfram ve doğal gaz bölgede çıkarılan diğer yeraltı zenginlikleridir. Endüstrinin en çok geliştiği bölgedir. Türkiye’deki endüstri kuruluşlarının % 75′i bu bölgededir. Makine, kimya, ilaç, dokuma, tekstil ve gıda gibi hemen her tür endüstri kuruluşunu Marmara Bölgesi’nde görmek mümkündür.
Marmara, Türkiye’de iç ve dış ticaretin en fazla geliştiği bölgedir. Bölge ticaretinin gelişmesinde, tarım ve endüstrinin çok gelişmiş olması ile ulaşım ağının çok sık ve kolay olmasının da rolü vardır. Marmara Bölgesi, turizm potansiyellerinin hemen hepsine sahiptir. Dolayısı ile turizm gelirlerinin en çok olduğu bölgemizdir.
Türkiye’de;
En fazla toplam nüfus,
En fazla nüfus yoğunluğu,
En fazla şehirleşme oranı,
En fazla okur-yazar oranı,
En fazla sağlık hizmetleri,
En fazla enerji tüketimi,
En fazla sanayi işçisi,
En fazla ekili dikili arazi,
En fazla ayçiçeği üretimi,
En fazla ipek böcekçiliği,
En fazla kümes hayvancılığı,
En fazla nüfusa sahip şehir,
En fazla pirinç üretimi,
En fazla ortalama yükselti,
En az izdüşüm alanı,
En çok bor mineralleri çıkarılan yer,
En çeşitli iklim,
En az kır nüfusu,
En az izohips sayısı,
En çeşitli tarım ürünü Marmara bölgesindedir.
Konu ile detaylı notlara ve hazırlık sorularına ulaşmak için lütfen aşağıdaki linke tıklayarak notları indiriniz.Üniversite hazırlık notları…
http://uploaded.to/?id=ee7vbr
MARMARA BÖLGESi INDIR
Bilgi Bankasi Databank Odev Ilkogretim Genel ILKOGRETIM ODEVLERI Ilkogretim Sosyal Bilgiler Lise Cografya ORTAOGRETIM ODEVLERIBilgi Bankasi Databank Odev Ilkogretim Genel ILKOGRETIM ODEVLERI Ilkogretim Sosyal Bilgiler Lise Cografya ORTAOGRETIM ODEVLERI
26.12.2008
Organizmanın mikroplar veya virüsler tarafından istilası sonucu ortaya çıkan enfeksiyon hali olup bir kişiden diğerine bulaşabilir ve salgınlara yol açar.
Bu hastalıklar çocuklarda sık görülmekle birlikte büyüklere de ulaşabilir.Doğrudan doğruya bir insandan diğerine geçebilir.Bu tehlikeyi atlatmak için en iyisi tecrittir.Hastalık dolaylı olarak dirençli bir mikropla, su veya mikrop bulaşmış diğer maddelerle de başkasına geçebilir.Bu durumda dezenfeksiyon en etkili yöntemdir.
Enfeksiyon birine bulaştıktan sonra kuluçka dönemi başlar.Hastalığın türüne göre bu dönemin süresi değişir, sonra ortaya çıkar.Belirtileri de; ateş yükselmesi, baş ağrıları, ihtiyaç hali, nezle, öksürük, boğaz ağrıları, gözlerde akıntı, deride döküntü ve gözlerde şişmedir.Bu tür hastalıklar aşıyla önlenebilir.Ancak uyarılara rağmen anne babalar çok kez rapel aşılarını yaptırmayı ihmal ederler.Aşı tekrarları ilk aşı kadar önemlidir.Bu aşıların bazıları bebek dünyaya geldiğinde yapılması zorunlu kılınmıştır.
Mikroplar Vücudumuza Şu Yollarla Girmektedir ;
a- ) Sindirim Sistemi Yoluyla : Mikroplarla en çok karşılaşılan bölgedir.Mikroplar çoğu yiyecek ve içeceklerle alınmaktadır.Bundan dolayı savunma ağızda başlar.Ağızdaki salyanın mikropları öldürme etkisi vardır.Örneğin kolera mikrobu.
b- )Solunum Sistemi Yoluyla : Özellikle burun solunum organı olarak daha çok mikropla karşılaşmaktadır.Bunu engelleyen ise burun salgısı ve burun kıllarıdır.Örneğin verem mikrobu.
c- )Derideki Yara ve Çiziklerden : Deri, mikropların vücuda girmesini engelleyen en önemli faktördür.Deride eğer çok çizik, tahriş olursa mikroplar vücuda daha kolay girer. Bunu engellemek için de ilaçlarla yara çok iyi temizlenmelidir.Örneğin tetanoz mikrobu.
d- )Göz Aracılığıyla : Gözümüz aracılığıyla mikroplar vücudumuza girebilir.Bunun için göz yaşı bezleri var.
BAĞIŞIKLIK
İnsanlar çok eskiden beri bazı hastalıklara yakalanan kişilerin iyileştikten sonra bir daha o hastalığa yakalanmadığını bilirler.Enfeksiyon hastalıklarına karşı organizmada bir takım koruyucu cisimlerin yani antikorların meydan geldiği düşünülmüştür.Vücudumuzun tümüyle oluşturduğu bu direnci tanımlamak için de bağışıklık veya immünite deyimleri kullanılmıştır.Bu gözlemler deney hayvanlarında da yapılmış, daha sonra hastalıklara karşı aktif bağışıklık kazanmak için aşılar ,pasif bağışıklık için de serumlar elde edilmiş ve başarıyla kullanılmıştır.
Bulaşıcı hastalıkalara karşı bağışıklık iki türlü sağlanır:Hastalıklara karşı bağışıklık cisimlerini vücudun içinde oluşturmak, yani aktif bağışıklık sağlamak için
BULAŞICI HASTALIKLAR ve Korunma Yolları ÖDev
ÖDev Bilgi Bankasi Databank Odev BULAŞICI HASTALIKLAR Ilkogretim Genel ILKOGRETIM ODEVLERI Korunma Yolları Lise Genel Lise Genel Kultur ORTAOGRETIM ODEVLERIÖDev Bilgi Bankasi Databank Odev BULAŞICI HASTALIKLAR Ilkogretim Genel ILKOGRETIM ODEVLERI Korunma Yolları Lise Genel Lise Genel Kultur ORTAOGRETIM ODEVLERI
25.12.2008
ÇÖZELTİLER
Çözelti : Homojen karisimlara çözelti denir.
ÇÖZELTİLERİ SINIFLANDIRMA
A- Çözücü ve Çözünene Göre Siniflandirma
1- Kati-Sivi Çözeltileri : Bir katinin bir sivida çözünmesiyle hazirlanan
çözeltilerdir. ( Tuzlu su, sekerli su, bazli su…..)
2- Sivi-Sivi Çözeltileri : Bir sivinin baska bir sivida çözünmesiyle olusan
homojen karisimlardir. ( Kolonya, alkol+su…)
3- Kati-Kati Çözeltileri : Bir katinin baska bir kati içerisinde homojen
dagilmasiyla olusan karisimlardir. Bütün alasimlar kati-kati çözeltileridir.
(Lehim, çelik, tunç, prinç…..)
4- Gaz-Gaz Çözeltileri: En az iki gaz karisimidir. Bütün gaz karisimlari
homojendir ve çözeltidir. ( Hava, tüp gaz)
5- Gaz-Sivi Çözeltileri : Bir gazin bir sivida çözünmesiyle olusan karisimlardir.
( Kola, gazoz, bira…)
B- Derisime Göre Siniflandirma :
1- Seyreltik Çözeltiler : Çözücü çözebileceginden az miktarda maddeyi
çözmüsse doymamis ya da seyreltik çözeltidir.
2- Doymus Çözelti : Çözücü çözebilecegi kadar maddeyi çözmüsse doymus
çözeltidir.
3- Asiri Doymus Çözeltiler : Çözücü çözebileceginden fazla maddeyi
çözmüsse asiri doymus çözeltidir.
ÇÖZELTILERIN ÖZELLIKLERI :
Kati-Sivi Çözeltilerinde,
1- Çözeltinin kaynama noktasi saf çözücünün kaynama noktasindan
büyüktür.
2- Çözeltinin donma noktasi saf çözücüden düsüktür.
3- Çözeltinin buhar basinci saf çözücünün buhar basincindan düsüktür.
4- Çözeltinin öz kütlesi saf çözücünün öz kütlesinden büyüktür.
5- Bir çözeltiye su eklenirse derisimi düser, buhar basinci artar, donma
noktasi yükselir. Iletkenligi azalir.
Elektrik İletkenligi : Çözeltilerin bir kismi elektrigi ilettigi halde bir kismi
iletmez. Elektrigi ileten çözeltilere elektrolit denir. Biri
maddenin elektrigi iletmesi için;
1- Serbest halde elektronu bulunmalidir. ( elektron akisiyla) Örnegin metaller
ve alasimlar bu sekilde iletir.
2- Yapisinda + ve - yüklü iyonlar ( Iyonik katilar) bulunmalidir.
( Bütün metal- ametal bilesikleri)
Çözünürlük : Belli bir sicaklikta, çözücünün belli miktarinda çözünen madde
miktaridir. Çözücü miktari genelde 100 ml ya da 100 gram,
çözücü olarak da su alinir. Çözünürlük kati, sivi ve gazlar için
ayirt edici bir özelliktir.
ÇÖZÜNÜRLÜGE ETKI EDEN FAKTÖRLER
1- Çözücü ve çözünenin cinsi : Her madde her maddede çözünmez.
Organik bilesikler organik çözücüde inorganik bilesikler inorganik çözücüde çözünürler. Polar bilesikler polar çözücüde apolar bilesikler apolar çözücüde çözünürler. Örnegin naftalin suda çözünmez fakat benzende çözünür. “Benzer benzeri çözer”.
2- Sicaklik: katilarin çözünürlügü genelde isi alici (endotermik) oldugu halde gazlarin çözünürlügü ekzotermik tir. Sicakligin artirilmasi katilarin çözünürlügünü artirdigi halde gazlarin çözünürlügünü azaltir.
3- Basinç: Basinç degisimi katilarin çözünürlügünü etkilemedigi halde gazlarin çözünürlügünü dogru orantili olarak etkiler.
ÇÖZÜNME HIZINA ETKI EDEN FAKTÖRLER:
1- Sicaklik : Çözünürlügü sicaklikla dogru orantili olarak degisen maddelerin çözünme hizi sicakligin artmasiyla artar.
2- Tanecik Büyüklügü : Çözünen maddenin tanecikleri ne kadar küçükse çözünme o kadar hizli olur.
3- Karistirma : Çözeltinin karistirilmasi katiyi küçük taneciklere ayirdigi için, çözcüyle temas eden yüzeyi artirir ve çözünme hizlanir.
DERISIM VE DERISIM ÇESITLERİ
Bir çözeltinin birim hacmine çözünen maddenin gram cinsinden miktaridir.
Kütlece % Derisim : Bir çözeltinin 100 graminda çözünen maddenin gram cinsinden miktaridir.
daha fazla bilgi ekli dosyamizda linke tiklayarak ücretsiz indirin..
Çözeltiler hakkında Herşey Burada BURADAN INDIRIN
Çözeltiler Bilgi Bankasi Databank Odev Burada Hakkında Herşey Ilkogretim Genel ILKOGRETIM ODEVLERI Lise Biyoloji Lise Genel Lise Genel Kultur Lise Kimya ORTAOGRETIM ODEVLERI İlkogretim Fen ve TeknolojiÇözeltiler Bilgi Bankasi Databank Odev Burada Hakkında Herşey Ilkogretim Genel ILKOGRETIM ODEVLERI Lise Biyoloji Lise Genel Lise Genel Kultur Lise Kimya ORTAOGRETIM ODEVLERI İlkogretim Fen ve Teknoloji
24.12.2008
ÇEVRE VE ÇEVRE TAHRİBATININ
NEDENLERİ
ÇEVRE NEDİR?
Çevre, insanların ortak varlığını oluşturan değerler bütünüdür. Çevrenin bileşenleri olarak adlandırılan bu değerlerin her biri yaşamsal niteliktedir. En kısa tanımıyla çevre; içinde yasadığımız atmosfer, üzerinde oturduğumuz toprak ve sudur.
Kullandığımız her türlü madde ve enerjinin doğal dengeyi bozacak kadar aşırı miktarda çevreye katılması çevre tahribatına neden olur. Bu tahribatın ortaya çıkış nedeni tutarlı bir kentleşme siyasetinin ve kamunun olmayışı, sektörel kararların çevreden ayrı, kısa dönemle ekonomik amaçlarla sınırlı kalmasıdır.
Son dönemlerde özellikle önem kazanan ve sadece insanların değil, tüm canlı hayatın yasamasını olumsuz yönde etkileyen bu sorunlar;
-Hava kirliliği
-Su kirliliği
-Toprak kirliliği
-Radyoaktif kirlilik
-Gürültü kirliliği ‘dir.
A)HAVA KİRLİLİĞİ
Havada meydana gelen tahribatı oluşturan kirleticiler; toz zerrecikleri ve bulutları, karbon,azot ve kükürt bileşikleridir. Hava kirliliğinin temelinde iki önemli etken vardır:
-Kentleşme
-Endüstrileşme
Çevre Kirliliği Detaylı Anlatım Buradan İndirin
Anlatım Çevre Kirliliği Bilgi Bankasi Databank Odev Buradan Detaylı Ilkogretim Genel ILKOGRETIM ODEVLERI Lise Diger Odevler Lise Genel Kultur ORTAOGRETIM ODEVLERI İndirinAnlatım Çevre Kirliliği Bilgi Bankasi Databank Odev Buradan Detaylı Ilkogretim Genel ILKOGRETIM ODEVLERI Lise Diger Odevler Lise Genel Kultur ORTAOGRETIM ODEVLERI İndirin
24.12.2008
ÇEVRE
İnsanın içinde evrim geçirdiği ortam olan çevre , her zaman farkında olmadığı doğal olaylar ile yaşama koşullarından , yani insanların doğal ortam ile uyuşma biçimin de oluşur. Çevre kavramı yakın bir dönem bazı ülkelerde doğanın , aşağı , yukarı tam anlamıyla “Evcilleştirilmesi’nin yanı sıra , bazı tehlikelerle ve yıkıma uğratıldığı sırada sıra da ortaya çıkmıştır. Söz konusu yıkım , bitkileri , hayvanları hatta insanları kapsar. İçinde yaşadığımız doğal çevre , bütünüyle ensel . hayvansal , bitkisel türlerin , yaşamını yöneten ve yıkıcı süreçler ile yapıcı süreçler arasında ortaya çıkan bir denge sistemidir. Değişiklikler dengeyi tehlikeye sokmadan gerçekleşebilir , ama süreçlerin geriye geri ye dönme eşiğini aştıkları çevre sistemi için tehlikeli sonuçlar doğurabilir. Çünkü türlerin gelişmesi , rastlantı sonucu değildir.
Hiçbir tür öbüründen bağımsız değildir. Yiyecek bulma düzeyinde olduğu gibi , ortamı aynı durumda tutma gibi daha yüksek bir düzeyde de , türler bu dengeyi sürdürmede kesin rol oynarlar; dolayısıyla bu ortamda yaşayabilmeleri uiçinde birbirlerine gereksinmeler vardır. Sözgelimi , bir toprak ekilsin yada ekilmesin gibi çeşitli türlerin ve maddelerin ortak etkilerinin bir sonucudur.
Bitkilerin üstünde yetiştiği onlara besin sağlayan toprakta onları besleyecek kadar maden tuzu ve su bulunması gerekir. Bitkiler ve bakterilerin ışık ışınlarının enerjisiyle ( ışıl birleşim olayı ) kimyasal maddeleri : (mineral tuzlar, karbon ) ve daha karmaşık maddeleri (Proteinler yada aproteinler oluştururlar . Böceklerin ve bitkilerin işbirliği , her türlü yaşamı olanaksızlaştıracak organik atıkların ortadan kalkmasını sağlar.
ÇEVRE İLİŞKİSİ
İnsan Yaşamı , dengeler üzerine kurulmuştur . Belki eden önemlisi , insanın uyumlu ilişkisi sonucu çevresi ile oluşturduğu doğal dengedir.
Sağlıklı yaşamın en temel şartlarından biri , doğal dengesi bozulmamış , temiz bir çevrede yaşamaktadır. 1982 Anayasasının da herkes sağlıklı ve dengeli gir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek , çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek devletin ve vatandaşların görevidir, şeklindeki hüküm 56 . maddede yer alınmıştır.
1983 ‘te yürürlüğe konan 2872 sayılı çevre kanunu ile bu kanunda büyük bir boşluk oluşturmuş ve çıkarılan yönetmeliklerle kanununun daha işler hale getirilmesine çalışılmıştır.
Ekolojik dengeyi hızla bozarak çevre sorunlarına sebep olan insan bu sorunların kendine önemsi ve sağlığını olumsuz yönde etkilemesi üzerine çevre sorunu farkına varabilmiştir.
Doğal dengenin doğal dengenin bozulmasında en büyük etkenlerden biri hızlı nüfus artışı ve çarpık kentleşmedir. Sağlıksız yapılaşmanın getirdiği sonuç ise sağlıksız bir çevre ve sağlıksız insanlardır. Çevre kirlenmesinin önlenmesi , ana ilke insan sağlığının korunmasının sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşamasını amaçlar . Bu nedenle kirlenmenin önlenmesinin amacı , başta insan sağlığı olmak üzere diğer canlıların dengeli ve temiz bir ortamda yaşamlarını sürdürmelerini sağlamaktadır.
Tarımsal mücadele ilaçların besin zincirine karışarak insan vücudunda . Hatta anne sütünde depolandıkları araştırmalara saptanmıştır. Birlemiş milletler çevre komisyonu (UNEP ) raporuna göre yoksul ülkelerde Yaşayan 1. Milyar insan bulunmaktadır.
Her gün 3500 çocuk önlenebilir hastalıklardan ölmektedir. Bu hastalıkların en büyük nedeni sağlıksız çevre koşulları ile olur. Sonuç olarak yurttaşlar kanunla temiz çevre de yaşama hakları yanında çevreyi koruma ödevini yüklenmişlerdir ve bu görevi ve bu görevi yerine getirmelidirler.
ÇEVRE KİRLİLİĞİ
Çevre kirliliği dünyada olduğu gibi , gün geçtikçe artan boyutlarıyla ülkemizde de önemini hissettirmektedir. Kirlenme , doğal kaynaklarımızı kullanılmaz hale getirirken , insanlarımı da tedirgin etmektedir. Artan nüfus ve sanayileşme ile birlikte ; kullanım sonucu ulaşan artık modellerin miktarı ve özellikleri , günümüzde öylesine büyümüştür ki , doğanın , doğanın kontrolsüz bir biçimde atılan artıkların özümlemesi artık mümkün olmamaktadır.
Yerküremizi saran ve mor ötesi ışınların %98’ini emerek zararlı etkilerden koruyan ozon tabakasının kutuplar üzerinde incelediği belirlenmiş, dünyada da “OZON ALARMI” verilmiştir. Ozon tabakasında ki bu inceleme ( ERİME) , insanlarda ve hayvanlarda çeşitli kanser türlerini hızla artmasına okyanuslarda besin zincirinin bozulmasına yol açabilecektir.
Asit yağmurları , on binlerce hektar ormanın tahrip olmasına neden olmuştur. “ SERA ETKİSİ” nedeni ile , 21. yüzyıla vardığımız da ısı artışı tarım alanlarının değişmesine , deniz seviyesinin yükselerek kıyı kentlerinin sular altında kalmasına neden olabilecektir.
İçinde bulunduğumuz yüzyıl, birçok teknolojik yararları insanlara sunarken, bir yandan da insanlığın ortak malı olarak çevreden geri getirilmesi zor , hatta mümkün olmayan varlıkları da alıp götürmektedir.
20. yy. da dünyadaki hızlı nüfus artışı , sanayileşme , kentleşme ve gelişen teknoloji ile doğal fiziksel kaynaklardan aşırı derecede ve dengesiz şekilde yaralanılmıştır. Bu nedenle , yeryüzünde kullanılmayan , doğallığını koruyabilen alanların sayısı gün geçtikçe azalmakta su, hava, toprak ve orman gibi , insan yaşamı için de hayati öneme sahip unsurların kirlenmesi ve tahribi de her geçen gün artmaktadır.
1. SU KİRLENMESİ
Yer yüzündeki sular , güneşin sağladığı enerji ile sürekli bir döngü içinde bulunur . İnsanlar , ihtiyaçları için , suyu bu döngüden alır ve kullandıktan sonra tekrar aynı döngüye iade eder. Bu süreç sırasında suya karışan maddeler , suyu fiziksel , kimyasal ve biyolojik özelliklerini değiştirerek. “SU KİRLİLİĞİ” olarak adlandırılan durum ortaya çıkar.
Devamını okuyun…»
çevre Bilgi Bankasi Databank Odev cevre Ilkogretim Genel ILKOGRETIM ODEVLERI Lise Genel Lise Genel Kultur ORTAOGRETIM ODEVLERIçevre Bilgi Bankasi Databank Odev cevre Ilkogretim Genel ILKOGRETIM ODEVLERI Lise Genel Lise Genel Kultur ORTAOGRETIM ODEVLERI
24.12.2008
BLAISE PASCAL, 1623-1662
Biz gerçekleri sadece sebeplerle değil, kalple de buluruz.
Bir Fransız matematikçi ,fizikçi ve aynı zamanda teolojist olan Blaise Pascal, Etienne Pascal’in üçüncü çocuğu ve tek oğluydu.Daha üç yaşındayken annesinin ölümü üzerine yetim kalır.1632 yılında babası dört çocuğuyla beraber Clermont’u terkederek Paris’e yerleşir.
Babası antiortodox olduğu için O’nu kendisi yetiştirmeye karar verir. Kendisi de zamanının iyi matematikçilerinden olan Etienne Pascal, oğlunun 15 yaşından önce matematik calışmaması gerektiğine karar vererek evini matematik dokümanlarından arındırır.Fakat bu küçük Pascal’in sadece matematik merakını ateşler,12 yaşında kendisi geometri çalışmaya başlar. O zamanlarda üçgenin iç açılarının toplamının, iki dik açının toplamına eşit olduğunu bulur , bunun üzerine babasi teslim-i silah eder ve ona incelemesi için Euclid’in teoremlerini içeren dökümanları verir. Yani matematikle ilgisi çocukluk döneminde matematik eğitimi almadan başlar, sonraları babasıyla beraber “Academie Parsienne” deki derslere katılmaya başlar, 16 yaşına geldiğinde burada aktif olarak rol alir, ve profesör Girard Desargues in bir numaralı yardımcısı ve oğrencisi olur. Bu esnada özellikle konikler üzerinde çalışarak konu hakkında kitapçık yayınlar. 1639 yılında da “Pascal’ın Esrarengiz Altıgeni” yle geometriye katkıda bulunur.
Aynı yıl babasının bir vergi toplama memuru olarak tayini çıkması üzerine Paris’i terkederek Rouen şehrine yerleşirler. Burada babasına yardımcı olmak amacıyla ilk rakamsal hesap makinasını yapar, bunu gerçekleştirmek için üç yıl çalışır, 1642-1645.
1646-1648 yıllarında atmosfer basıncı üzerinde değişik deneyler yapar, ve şu sonuca varır: atmosfer basıncı yükseklikle doğru orantılı olarak düşer ve atmosferin üzerinde bir boşluk vardır.
1653 ten itibaren matematik ve fizik üzerinde çalışarak “sıvıların kararsızlıgı” üzerine bir kitapçık yazar, bu kitapçıkta Pascal’ın basınç kanunu açıklanır.
Kendisi binom üçgeni üzerinde çalışan ilk matematikçi olmasa da bu konuda çalışması değişik gelişmelere ışık tutmuştur.
Pascal’ın felsefeyle ilgili en meşhur kitabı “Pensées” (”Düşünceler”), din, hayat ,bilim uzerine, O’nun daha çok dinsel yönünü ve Allah inancını ortaya kor, bunu da şöyle diyerek gösterir;”If God does not exist, one will lose nothing by believing in him, while if he does exist, one will lose everything by not believing. “(Eğer Allah yoksa insan ona inanmakla hiçbirşey kaybetmeyecek, fakat varsa inanmamakla çok şey kaybedecek.) Bu kitabı yaşadığı devirde yayınlanmasına izin verilmese de ölümünden birkaç yıl sonra yayınlanmıştır.
Pascal 39 yaşında 1662 yılında kansere yenik düşerek hayata gözlerini yumar.
Pascal’dan İnciler.
Sebeplerin varacağı son nokta, onun ötesinde çok şey vardır.
İnsanoğlunun mahiyeti arzu ve isteklerle doludur, o bütün bunları tatmin edebilecek olana müştaktır.
BLAISE PASCAL Ilkogretim Genel ILKOGRETIM ODEVLERI İlkogretim Fen ve TeknolojiBLAISE PASCAL Ilkogretim Genel ILKOGRETIM ODEVLERI İlkogretim Fen ve Teknoloji
24.12.2008
Onceki Yazilar