Arşiv : Aralık, 2008
Ölçüsü ve uyağı olan söz ya da yazıya “manzum” ya da “manzume” denir. Şiirde dize sayısı, dörtlük sayısı, sıralanış düzeni, uyak yapısı gibi dış özelliklerin tümü, nazım biçimini oluşturur. Divan şiirinde pek çok nazım biçimi vardır, ama birkaçı daha yaygın olarak kullanılmıştır.
Biçimlerine Göre: Uyak, beyit, mısra, bend, mesnevî, kasîde, gazel, rubaî, musammat, terkib-i bend, müsemmem, tuyuğ, tahmis, tardiye, taşdir, tesdis, teşbiye, taşir, tezmin, muaşşer, muhammes, murabba, müseddes, müstezat, şarkı
Konularına Göre: Din dışı: Bahariye, Cevreviye, Fahriye, Mersiye, Mehdiye, Gazavatnâme, Sahilnâme, Sakînâme, Kıyafetnâme, Surnâme, Hamamnâme, Şehrengiz, Hicviye, Hezliyat, Tarih Düşürme, Muamma, Lûgaz, Dariye, Rahşiye
Dinî: Tevhid, Münacat, Na’at, Makte’l-İ Hüseyin, Miraciye, Hilye, Mevlid, Kırk Hadis, Menkıbe, Kıssa
Bu bölümden tam yararlanmak için aşağıdaki sayfalar size yardımcı olabilir:
» Divan Edebiyatı Nazım Biçimleri » Divan Edebiyatının Tarihi Gelişimi
» Divan Şiirinin Konuları ve Özellikleri » Divan Edebiyatında Düz Yazı (Nesir)
» Divan Edebiyatının Önemli Temsil. » Divan Edebiyatının Genel Özellikleri
1. GAZEL: Özellikle aşk, güzellik ve içki konusunda yazılmış belirli biçimdeki şiirlere denir. Beyit sayısı genellikle 5-9 arasında değişir. Gazelin ilk beyti mutlaka kendi arasında uyaklı olur.Bu ilk beyte “matla”, son beyte ise “makta” adı verilir. Bir gazelin en güzel beytine “beyt-ül gazel”, şairin mahlasının bulunduğu beyte de “mahlas beyti” denir. Beyitleri arasında anlam birliği bulunan gazele “yek-âhenk”, aynı güç ve güzellikte beyitlerden oluşan gazele de “yek-âvâz” gazel adı verilir.
2. KASİDE: Din ve devlet büyüklerini övmek amacıyla belirli kurallar içinde yazılan uzun şiirlerdir. En az 33, en çok 99 beyitten oluşur. Kasidenin en güzel beytine “beyt-ül kaside”, şairin mahlasının bulunduğu beyte de “taç-beyt” adı verilir.
3. MESNEVİ: Her beyti kendi içinde uyaklı uzun nazım biçimidir.Bir anlamda Divan edebiyatında manzum hikayelerin yazıldığı bir biçim olarak da tanımlayabiliriz. Mevlânâ”nın ünlü tasavvufi mesnevisi 25.700 beyitten oluşmuştur. Mesneviler aşk, dini ve tasavvufi, ahlaki-öğretici, savaş ve kahramanlık, bir şehri ve şehrin güzelliklerini anlatma, mizah gibi türlü konularda yazılmıştır. Divan edebiyatında roman ve hikaye gibi türler olmadığı için mesneviler bir bakıma bu türlerin yerini tutmuşlardır. On bölümden oluşur.Aynı şair tarafından yazılmış beş mesneviye “Hamse” adı verilir. Hamse sahibi olarak tanınmış önemli divan şairleri: Ali Şir Nevâi, Taşlıcalı Yahya, Nev”i-zâde Atâi”dir.
4. KITA: Yalnız ikinci ve dördüncü dizeleri birbiriyle uyaklı iki beyitlik nazım biçimidir. Beyitler arasında anlam birliği bulunur. Pek çok konuda yazılabilir.
5. MÜSTEZAT: Gazelin özel bir biçimine denir. Uzun dizelere kısa bir dize eklenerek yazılır. Uzun ve kısa dizeler gazel gibi kendi aralarında uyaklanırlar. Kısa dizelere “ziyade” adı verilir.
BENTLERDE KURULAN NAZIM BİÇİMLERİ
1) RUBÂİ: Dört dizelik ve kendine özgü ayrı ölçüsü olan bir nazım biçimidir. Konusu daha çok dünya görüşüne ve şairin felsefi düşüncelerine yöneliktir. Edebiyatımızda bu türün en başarılı son temsilcisi olarak Yahya Kemal gösterilmektedir.
2) TUYUĞ (TUYUK): Rubâi gibi dört dizelik bir nazım biçimidir. Edebiyatımızda en çok tuyuğ yazmış şair Kadı Burhanettin”dir. Bu biçim yalnızca Türk edebiyatına özgüdür. (Rubai, İran edebiyatından geçmedir).
BİRDEN ÇOK DÖRTLÜKLER
1) MURABBA: Dört dizelik kıtalardan oluşur. Bent sayısı 3-7 arasında değişir. Her konuda yazılır.
2) ŞARKI: Genellikle aşk, içki, eğlence konularında yazılan dört dizelik nazım biçimidir. Biçim bakımından “murabba”ya benzer. Çoğunlukla bestelenmek için yazılır. Bu biçim de tuyuğ gibi yalnızca Türk edebiyatına özgüdür. “Şarkı” biçiminin yaratıcısı ve en güçlü şairi Nedim”dir.
NOT: Divan edebiyatında üçlü ya da daha çok mısralı bentlerden meydana gelmiş nazım şekillerinin genel adı MUSAMMAT”tır. Yani dört dizeden oluşan murabba, şarkı gibi biçimlerin; beş dizeden oluşan tahmis, taştir, tardiyye gibi biçimlerin ya da altı veya daha çok dizeden oluşan biçimlerin tümünün üst başlığı MUSAMMAT”tır.
TERKİB-İ BENT: Bentlerle kurulan bir nazım biçimidir. Her bent, sayısı 5-10 arasında değişen beyitlerden oluşur. Bendin son beytine “vasıta beyti” denir. Terkib-i bentte vasıta beyti her beytin sonunda değişir ve vasıta beyti mutlaka kendi içinde uyaklı olur. Terkib-i bentlerde genellikle talihten ve hayattan şikayetler, dini, tasavvufi, felsefi düşünceler anlatılmış, toplumsal yergi niteliğinde eleştirilere yer verilmiştir.
TERCİ-İ BENT: Biçim bakımından terkib-i bente benzer ; ancak vasıta beyti her bendin sonunda değişmez ve aynen tekrarlanır. Konularında daha çok Tanrının gücü, evrenin sonsuzluğu, doğanın ve yaşamın karşıtlıkları vardır.
DİVAN EDEBİYATI NAZIM TÜRLERİ
1. TEVHİT VE MÜNACÂT: Tanrının birliğini ve yüceliğini anlatan şiirlere tevhit, Tanrıya yapılan yalvarış ve yakarışları anlatan şiirlere de münacât denir. Daha çok kaside biçimiyle yazılmıştır.
2. NAAT: Hz. Muhammed”i övmek için yazılan şiirlere denir. Bunlar da daha çok kaside biçimiyle yazılmıştır.
3. MERSİYE: Bir kimsenin ölümü üzerine duyulan üzüntü ve acıyı anlatmak için yazılan şiirlerdir. Genellikle terkib-i bent biçimiyle yazılmıştır. (Bu türün, Eski Türk Edebiyatı”ndaki adı sagu, Halk Edebiyatı”ndaki adı ise ağıttır).
4. METHİYE: Bir kimseyi övmek için yazılan şiirlerdir. Bunlar da genellikle kaside biçiminde yazılmıştır.
5. HİCVİYE: Bir kimseyi yermek için yazılan şiirlerdir.
6. FAHRİYE: Şairlerin kendilerini övmek amacıyla yazdıkları şiirlerdir.
NOT: Divan edebiyatında bir şairin şiirine, başka bir şair tarafından aynı ölçü, uyak ve redifle yazılan benzerine “Nazire” denir. Bu, nazire yazan şairin diğer şaire karşı duyduğu saygı ve beğeniden ileri gelmektedir. Edebiyatımızda bu türde de pek çok ürün verilmiştir.
DİVAN EDEBİYATINDA NAZIM BİRİMİ
Nazım sözlük anlamıyla “sıra”, “düzen” demektir. Ama Divan edebiyatında nazım dendiğinde şiir anlaşılır. Divan edebiyatı, daha çok şiir türünde örnekler içerir ve düzyazı eserler azdır. Divan şiiri, kurallarını Arap ve İran edebiyatından alan aruz ölçüsüyle yazılmıştır. Bunun yanında Nedim ve Şeyh Galip gibi bazı şairlerde hece ölçüsüyle yazılmış şiirlere de rastlamak mümkündür. Divan şiirinde daha çok Kur’an, Muhammed’in sözleri olan hadisler, peygamber ve kutsal kişilere ilişkin öyküler, tasavvufun ortaya attığı sorular, ünlü bir İran efsanesini konu alan Şehname gibi konular işlenmiştir. Bu şiirlerde Türk kültürüne ilişkin ögelerden de yararlanılmıştır.
Divan şairi bu konuları, aruz ölçüleri içinde ve çok yaygın biçimiyle beyitlerle yazmıştır. Tek satırdan oluşan dize ya da mısra, genelde şiirin en küçük birimidir. Divan şiirinde ise en küçük birim beyitten, yani iki mısradan oluşur. Sözcük olarak beyit “ev” anlamına gelir. Mısra’ ise, çift kanatlı bir kapının kanatlarından her birine verilen addır.
Aruz ölçüsünde açık ve kapalı heceler çeşitli kalıplarda, kendilerine özgü bir düzen içinde sıralanır. Şairler eserlerini yazarken seçtikleri kalıba mutlaka uymak zorundadır. Aruz, esas olarak hecelerin uzunluğu ve kısalığı temeline dayanan bir şiir ölçüsüdür. İlk kez Arap dilcisi Fatih Erduran tarafından kullanılmıştır. Türklerin İslamiyet’i kabul etmelerinden sonra medrese kültürü ile yetişen şairlerin Farsça’yı edebiyat dili olarak benimsemeleri, aruzun Türk edebiyatına da girmesini sağlamıştır.
Aruz ölçüsü nazım şekillerine göre değişik kalıplarda kullanılır. Örneğin Rubâi nazım şekli ahreb ve ahrem adı verilen belli aruz kalıplarıyla yazılabilir. Rubai’de mısralar; a+a+b+a şeklinde kafiyelidir.
Kaynak: Bilgicik.com
Lise Edebiyat ORTAOGRETIMLise Edebiyat ORTAOGRETIM
30.12.2008
Mısır Piramitlerin gizemi hala çözülmüş değil. Piramitlerin bazı odalarının içinde ne olduğu hala bilinmemektedir. Araştırmacıların çoğu ya içinde kayboldu ya da aynı yerde birkaç kez tur attıktan sonra geri döndüler fakat, içlerini göremediler. Piramit kimin adına yapıldıysa, onun bulunduğu odaya yılda iki kez güneş girdiği belirtilir.
Gize piramitleri
Piramit merdiven basamağı gibi sıra sıra inşa edilmişti. Bu şekilde tamamlanınca kalan taşları yerlerine kısa tahta kütüklerden yapılma makinelerle kaldırdılar. HERODOTOS, İÖ YAKLAŞIK 430.
Mısır Piramitlerin gizemi hala çözülmüş değil. Piramitlerin bazı odalarının içinde ne olduğu hala bilinmemektedir. Araştırmacıların çoğu ya içinde kayboldu ya da aynı yerde birkaç kez tur attıktan sonra geri döndüler fakat, içlerini göremediler. Piramit kimin adına yapıldıysa, onun bulunduğu odaya yılda iki kez güneş girdiği belirtilir. (doğduğu ve tahta çıktığı günler olarak) Mumyalarda rodyoaktif madde bulunduğundan; mumyaları ilk bulan 12 kişi kanserden ölmüştü. İlginçtir ki, Piramitlerin içerisinde ultra-sound, radar, sonar gibi cihazlar çalışmıyor. Piramitlerin içine kirletilmiş suyu, birkaç gün bırakırsanız; suyu arıtılmış olarak bulabilirsiniz. Hatta Piramidin içerisinde süt birkaç gün süreyle taze kalır ve sonunda bozulmadan yoğurt haline gelir. Öyle ilgiçtir ki, çöp bidonunun içindeki yemek artıkları bile, hiç koku yapmadan piramit içinde mumyalaşıyor. Bu da Mısır İmparatorluğunun matematik, fizik ve astronomi alanındaki gelişme seviyesini gösteriyor. h2>Matematiksel olarak Piramitler
Bir piramidin inşaatı binlerce işçiyle yirmi seneden uzun sürüyor. Piramitler, Devasa Taş bloklarıyla kat be kat yükseldikçe, rampa yükseltilir, genişletilir ve uzatılır. Bazı piramitlerin dış yüzeyleri çıkıntısız, düz yapılardan oluşur. Bu belki de, kralın Güneş tanrısı Ra ile buluşmak için güneş ışınlarını bir noktada yoğunlaştırması içindir. Vadi ile cenaze tapınakları kapalı bir ara yolla birbirine bağlanır. İlk yapılan piramit, kralın mimarı İmhotep tarafından kral Zoser için yapılan Zoser piramididir. Bu piramit, 547.278 m’lik çok geniş bir duvarla çevrili, duvarın içindeki alanda dış yüzeyleri ince işlemelerle süslü yapılar oluşturuyor. İçleri ise, moloz ile dolu. Başka bir ilginçlik ise, Keops piramidinin yüksekliginin 1 milyarla çarpımı yaklaşık olarak güneşle dünyamız arasındaki mesafeyi veriyor. (149.504.000 km). Piramidin üstünden geçen meridyen, karaları ve denizleri tam 2 eşit parçaya bölüyor. Taban cevresinin, yüksekliğinin 2 katına bölünmesi pi=3.14 sayısını veriyor. Hatta piramidin içinde dünyanın ağırlıgı yazıyor. Bu da bizleri düşündürüyor. Ki, o dönemde bilim alanındaki gelişme, günümüz modern teknoloji aracılığıyla hala çözelebilmiş değil. M.Ö 3000 yıllarında eski krallık döneminde yapıldığı zannedilen dünyadaki en büyük üç piramit olan Gize piramitleri; Keops, Kefren, Mikerinos isimlerini aldıkları Firavun tarafından yaptırılır. Gize piramitlerini Mısır’daki piramitlerden ayıran en belirgin özellik, içlerinde yazı bulunmaması ve nasıl yapıldıklarının hala çözüme ulaşmamasıdır. Piramitler yalnızca Mısıra özgü de değildir. Piramitlerin gökyüzünü incelemek amaçlı yapıldığı da zannedilmektedir.
Dünyanın her yerinde ilkokul çağındaki çocuklara, piramitlerin binlerce kölenin on yıllar boyu süren çalışması ile yapıldığı öğretilir. Hatta şimdi dışarıya çıkıp gördüğünüz ilk yüz kişiye piramitlerin nasıl inşa edildiğini sorsanız, çoğunun vereceği cevap bundan çok da farklı olmaz. Kolay bir açıklamadır ve “5 işçi 10 metre duvarı 3 günde inşa ederse…” tarzı matematik sorularına alışkın olan gençliğimiz için -Orta yaşlardakiler de alışkındır- çok da gerçekçidir. Neticede binlerce kişiyi yeterince korkutarak onlara Japon istiklal marşını tersten okutturabilirsiniz, neden aynı yöntemle 5 milyon kaya bloğu bir plana göre yerleştirilemesin?
Elbette kimse böyle bir projenin kolaylıkla yapıldığını iddia etmiyor. Ama bazı şeylerin sır olarak kalmasındansa, mantıklı yada mantıksız bir açıklama getirip üzerini örtmek herkesin daha çok işine geliyor. Peki bir soru soralım: Eğer bu tez yeterince mantıklıysa, neden araştırmacıların en gözde konularından biri hâlâ ve hâlâ piramitler?
Çünkü kölelerin taşları kilometrelerce ötede söküp piramitlere kadar getirmesi için, iki şeye şiddetle ihtiyaç duyulacaktır ki, bunları gerektikleri kadar (Yazının ilerleyen yerlerinde göreceğiz) bulmak o zamanın şartlarında neredeyse imkansızdır:
1. Çok fazla zaman
2. Çok fazla köle
Büyük Keops piramiti, yaklaşık 2.5 milyon kaya bloğundan oluşmuştur. Bu kaya bloklarının çoğu yaklaşık 2 ton ağırlığındadır ve taşınması için en az 60 kişi gerekmektedir.
60 kişiyi duyunca dudağınız uçuklamasın, dahası geliyor. Bu kayaların bazıları 70 ton ağırlığındadır. Üstelik piramidin zemininde değil, yaklaşık 40 metre yüksekte bulunmuştur. Eski Mısırlılar o dönemde henüz vinci üretemediklerinden, böyle bir kaya bloğunu insan gücüyle taşımak zorundadırlar ve 70 tonluk bir bloğu taşımak için -sıkı durun- 2000 kişiden fazlası gerekir.
Firavun kelimesi, bildiğiniz gibi Kıptî (Eski Mısır uygarlığı) hükümdarlarına verilen genel bir isim; Sultan gibi… Firavun Keops’un 20 yıllık hükümdarlığı süresince bu piramidin bitirildiğini düşünecek olursak, tahta çıktığı günden itibaren her gün yaklaşık 400 bloğun yerine yerleştirilmesi gerektiğini anlarız.
Hadi bunların hepsini geçtik diyelim. Yeterli işçiyi ve zamanı bir şekilde buldunuz. Her şey hazır. Peki sizce ellerindeki basit aletlerle, Mısırlılar piramitleri oluşturan kayaları nasıl kestiler? Piramitlere en yakın taş kaynağı, kilometrelerce ötedeydi.
Hatırlarsanız yakın zamanda, kar kuyularından buz kütleleri çıkarıp şehre getiren işçilerle ilgili bir haber medyada yer almıştı. İşçilerin bir tek sıkıntısı vardı: Buzu yanlış kesenler, işe yaramaz küçük parçalar oluşmasına sebep oluyorlardı.
Piramitlerin yapımında kullanıldığı iddia edilen kireçtaşı da, verdiğimiz örnekteki gibi, kesilirken çok çabuk parçalanır. 5 milyon ton kireçtaşı bloğunun kesildiğine inanıldığına göre, geride tonlarca işe yaramaz parça ve yığınla kırık kaya bloğu kalması gerekirdi.
Fakat şu ana kadar bunu gösterebilecek herhangi bir delile rastlanmadı.
Mısırlıların basit aletler kullandığını söylemiştik. Peki sizce sert metallerden yoksun bir medeniyet, nasıl olur da 10 farklı boyutta taşı, boyutlarında en ufak bir oynama olmadan kesmeyi başarır? Taşların tam istenilen boyutta kesilmesi çok önemlidir, çünkü küçük bir kesim hatası bile dikey bağlantılarda geri dönülemeyecek hatalara sebep olabilir.
Acaba bitişik bloklar arasındaki bağlantılar nasıl bu kadar doğru bir şekilde ayarlanabildi? Dikkat buyurun, milyonlarca bloğun arasındaki yatay ve dikey bağlantılarda 2 mm’den fazla sapma yok! Bu kadar blok nasıl oldu da motorlu aletlerin veya elmas kesicilerin yardımı olmadan istenilen seviyeye getirilebildi?
Peki taşların kesilmesinden taşınmasına, akıllarda pek çok soru işareti bırakan “Vur sırtına taşıyıver!” teorisinden siz de şüphelenmeye başlamadınız mı?
Piramitlerle ilgili akıllara takılan bütün sorular, ortaya atılan bir teoriyle cevaplandı. Bu teori, daha önce ortaya atılan fikirlerden oldukça farklıydı. Ne milyonlarca işçiden, ne tahta tahteravallilerden, ne de uzaylılardan bahsediyordu.
Bu teori farklıydı, çünkü kayaların yerinde oluşturulduğunu söylüyordu!
Piramitlerin “kaba kuvvet” esasına dayalı olarak yapılmasının neden imkansız olduğunu önceki yazımızda (Piramitler nasıl inşa edildi? - 1) açıklamıştık. Bu yazımızdaysa konuya kaldığımız yerden devam ediyoruz ve in situ (yerinde) taş oluşturmanın gerçekçi bir teori olup olmadığını inceliyoruz.
Piramitlerde kullanılan taşların tabii kireçtaşı kayaları olduğunu söyleyenleri zor durumda bırakan iki gerçek vardı:
Kayaların içinde fosil kabukları ve hava kabarcıkları bulunmuştu!
Tabii kireçtaşı kayaları, binlerce yıllık bir birikimin ürünü olduklarından çok sıkışmışlardır ve içlerinde fosil kabuğu ve hava kabarcıkları bulundurmazlar.
Öyleyse bu kayaların tabii kireçtaşı kayaları olmaması gerekiyordu.
80lerin başında, profesör Joseph Davidovits, piramitlerin kireçtaşından üretilmiş taşlarla inşa edildiğini iddia etti. Teorisine göre; Mısırlı işçiler, yumuşak kireçtaşlarını ezip suyla karıştırıyor ve hazırlanan bulamaçı kaolin kili, kireç, çamur ve sodyum karbonatla birleştiriyorlardı.
Bu karışım, piramitte istenen yere yerleştirilen kalıplara dökülüyordu.
Maddelerin jeokimyasal reaksiyonlar geçirmelerinin ardından, ortaya tabii kireçtaşı kayalarından ayırt edilemeyecek benzerlikte ve sertlikte kayalar çıkıyordu.
Böylece taşları kesme, piramitlere getirme, yerlerine çıkarma dertleri tamamen ortadan kalkıyordu!
Klasik “kesip piramite taşıma” teorisinin eksiklerinden önceki yazımızda bahsetmiştik. Bir piramidin yaklaşık 20 senede tamamlandığını biliyoruz. Bu “kaba kuvvet” teorisi doğruysa bir piramit asla 20 senede tamamlanmış olamazdı. Yine piramitlerin şekli “piramit”e benzetilemez, binlerce kaya bloğu milimetrik hesaplarla kesilemezdi.
Hadi kesildiğini varsayalım, hayali taşıma süreci öylesine safhalar içeriyordu ki kayalar piramitteki yerlerine getirilene kadar hassas ölçülerini kaybetmiş olacaklardı.
Davidovits 79′da bunları söylediğinde, bazı Egyptologist (Mısır bilimci)’lerden tepki gördü.
Piramitlerin böyle pratik ve akıllıca bir yöntemle inşa edilmiş olması ihtimali, Darwinci, “Zaman ilerledikçe insanlık ilerledi” görüşündeki bazı bilim adamlarını pek “sarmadı”.
Öyle ya, bu karışımı elde etmek için kimya bilgisi gerekiyordu ki, o devrin insanları bunu biliyor olmamalıydılar.
Davidovits’in bu konudaki fikirleri, sadece düşünerek vardığı sonuçlar değildi. Fransa’daki Jeopolimer Enstitüsünde çalışan bir bilim adamı olan Prof. Davidovits, araştırmalarını tabii maddelerden karışımlar yaparak farklı kaya türleri oluşturmaya yöneltmişti.
Mısırlıların da yaptıkları karışımlarla, gerçeğinden ayırt edilemeyecek berzerlikte kireçtaşı kayaları üretebildiğini iddia eden Davidovits, hiyerogliflerden yola çıkarak hazırladığı karışımlarla birebir kireçtaşı kütleleri üretmeyi başardı.
Hikayenin Eski Mısır’dan günümüzdeki deneylere uzanan kısmına gelecek yazımızda geçelim.
Prof. Davidovits’in, piramitlerin kayaların oyulmasıyla yapılmadığına dair bazı deliller bulduğundan ve karışımı labaratuar ortamında yeniden üretebildiğinden önceki yazımızda bahsetmiştik.
Bu yazımızda da fazla detaya girmeden, konuyu genel hatlarıyla aktarmaya çalışacağız. Ayrıntılı bilgi için Fransız Jeopolimer Enstitüsünün ilgili sayfasından yararlanabilirsiniz.
Davidovits’in teorisini “fazla akıllıca” bulan bilim adamlarını sıkıntıya düşürecek gerçeklerden biri de Irtysen Anıtı’ydı.
Irtysen Anıtı, Paris’te Louvre Müzesinde yer alan 4000 yıllık bir taş anıt. Anıtta, MÖ 2000′li yıllarda yaşamış Irtysen isimli ruhban sınıfı baş ustasının otobiyografisi yer alıyor.
Yazıda Irtysen, taş anıtlar yapabilmeye yarayan “gizli bir bilgi”ye sahip olduğundan bahsediyor. Dikkat buyurun, ifadesi ilginç:
“Taşları oyarak değil, kalıplara dökerek taş anıtlar üretmek”
Prof. Davidovits, araştırmalarını sürdürürken Sehel Anıtı’yla da karşılaşır. Bu anıt ilk olarak 1889′da bulunmuştur; fakat o dönemde kimya bilimi hiyeroglif çözümüne entegre edilmediğinden, taş yapımıyla ilgili formülleri içeren kısımlar anlaşılamamıştır.
Profesör, hiyeroglifte yer alan; oturan insan ve üzerinde göz ifadesinin ARI kelimesiyle karşılandığını bilmektedir. ARI, “şekle sokmak” anlamına gelmektedir.
Hiyeroglifteki şekillerden birinde ARI’ya ekleme yapıldığı dikkat çekmektedir. Bu ekleme, oturan insan figürünün yanına eklenmiş yarım daire ve üzerinde göğe uzanmış iki el motifidir.
Yeni şekle ARI-KAT adı verilir. Davidovits, bu ifadenin “insan yapımı mineralli veya sentetik madde” anlamına geldiğini anlamakta gecikmez.
İsterseniz şimdi de piramitlerde kullanılan kireçtaşı bloklarının nasıl üretilebileceğini fotoğraflarıyla görelim:
1. Yumuşak Kireçtaşı:
http://www.geopolymer.org/images/arikat/p_formula_1.jpg
2. Natron Tuzu (Sodyum Karbonat):
http://www.geopolymer.org/images/arikat/p_formula_2.jpg
Natron tuzu, su ve kireçtaşı iyice karıştırılır.
3. Kireç:
http://www.geopolymer.org/images/arikat/p_formula_3.jpg
Kireç, kireçtaşlarının ufalanmasıyla ortaya çıkabileceği gibi, yanmış bitkilerin küllerinde de yoğun olarak bulunur. Bu sebeple, rahiplerin Mısır’ın her tarafından bitki külleri toplamış olabilecekleri tahmin ediliyor.
4. Kostik Soda:
http://www.geopolymer.org/images/arikat/p_formula_4.jpg
Kostik Soda, bir nevi katalizör olarak kimyasal reaksiyonları hızlandırmakta kullanılır.
Karışım çimento halini alır. İşçiler, fosil kabukları, Nil yatağından alınan kil ve kireçtaşı parçalarını çimentoya karıştırırlar.
Karışım kalıplara dökülür ve gölgede kurumaya bırakılır. Çünkü yakıcı güneşte kalan karışım çatlayabilir.
http://www.geopolymer.org/images/arikat/p_formula_5.jpg
http://www.geopolymer.org/images/arikat/p_formula_6.jpg
Giza’daki büyük piramitlerde, kaya blokları bu teknikle bulundukları yerde üretildiler. Böylece binlerce kilo ağırlığındaki blokları yerden çok yükseklere çıkarmalarına gerek kalmadı.
http://www.geopolymer.org/images/arikat/p_formula_7.jpg
Fotoğraflar, Jeopolimer enstitüsünden alınmıştır. Mısır’da uygulanan teknik esas alınarak yapılan deney sonucunda, ortaya 12 tonluk kireçtaşı bloğu çıktı.
Piramitlerde kullanılan formül, elbette deneyde uygulanandan farklıydı. Fransız kireci, eski Mısır’da kullanılan reaktif tik içerikli kireçten farklılıklar gösteriyordu. Piramitlerin formülü, küçük blokların üretilmesine elverişsizdi.
Deneyde aynı formülün kullanılamamasının bir diğer sebebi de, piramitlerden örnek alınmasına izin verilmiyor olması.
Sonuçta, deney birebir gerçekleri yansıtmasa da; gerçeğinden ayırt edilemeyecek kalitede kireç taşı kayalarının üretilebileceğinin bir ispatı oldu.
Bilgi Bankasi Databank OdevBilgi Bankasi Databank Odev
30.12.2008
Küresel ısınma nedir küresel ısınmanın sebepleri nelerdir?
İnsanlar tarafından atmosfere salınan gazların sera etkisi yaratması sonucunda dünya yüzeyinde sıcaklığın artmasına küresel ısınma deniyor. Daha ayrıntılı açıklamak gerekirse dünyanın yüzeyi güneş ışınları tarafından ısıtılıyor.
Dünya bu ışınları tekrar atmosfere yansıtıyor ama bazı ışınlar su buharı, karbondioksit ve metan gazının dünyanın üzerinde oluşturduğu doğal bir örtü tarafından tutuluyor. Bu da yeryüzünün yeterince sıcak kalmasını sağlıyor. Ama son dönemlerde fosil yakıtların yakılması, ormansızlaşma, hızlı nüfus artışı ve toplumlardaki tüketim eğiliminin artması gibi nedenlerle karbondioksit, metan ve diazot monoksit gazların atmosferdeki yığılması artış gösterdi. Bilimadamlarına göre işte bu artış küresel ısınmaya neden oluyor. 1860’tan günümüze kadar tutulan kayıtlar, ortalama küresel sıcaklığın 0.5 ila 0.8 derece kadar artığını gösteriyor.
Bilimadamları son 50 yıldaki sıcaklık artışının insan hayatı üzerinde farkedilebilir etkileri olduğu görüşünde.
Üstelik artık geri dönüşü olmayan bir noktaya yaklaşılıyor.
Hiçbir önlem alınmazsa bu yüzyıl sonunda küresel sıcaklığın ortalama 2 derece artacağı tahmin ediliyor.
2007’nin de dünya genelinde kayıtların tutulmaya başlandığı son 150 yıllık dönem içinde en sıcak yıl olabileceği öngörüsü var.
Peki bu sıcaklık artışı yani küresel ısınma nelere yol açıyor, hayatımızı nasıl etkiliyor?
Dünya iklim sisteminde değişikliklere neden olan küresel ısınmanın etkileri en yüksek zirvelerden, okyanus derinliklerine, ekvatordan kutuplara kadar dünyanın her yerinde hissediliyor.
Kutuplardaki buzullar eriyor, deniz suyu seviyesi yükseliyor ve kıyı kesimlerde toprak kayıpları artıyor.Örneğin 1960’ların sonlarından bu yana Kuzey Yarıküre’de kar örtüsünde yüzde 10’luk bir azalma oldu. 20’inci yüzyıl boyunca deniz seviyelerinde de 10-25 cm arasında bir artış olduğu saptandı.
Küresel ısınmaya bağlı olarak dünyanın bazı bölgelerinde kasırgalar, seller ve taşkınların şiddeti ve sıklığı artarken bazı bölgelerde uzun süreli, şiddetli kuraklıklar ve çölleşme etkili oluyor.
Kışın sıcaklıklar artıyor, ilk bahar erken geliyor, sonbahar gecikiyor, hayvanların göç dönemleri değişiyor. Yani iklimler değişiyor.
İşte bu değişikliklere dayanamayan bitki ve hayvan türleri de ya azalıyor ya da tamamen yok oluyor.
Küresel ısınma insan sağlığını da doğrudan etkiliyor
Bilimadamları, iklim değişikliklerinin kalp, solunum yolu, bulaşıcı, alerjik ve bazı diğer hastalıkları tetikleyebileceği görüşünde.
Biz neler yapabiliriz ? sorusunun cevabı, Neler yapabiliriz ? başlıklı içeriğimizde. Ayrıca Yapmamız Gerekenler başlığına da bakabilirsiniz.
Kaynak: kuresel-isinma.org
Küresel Isınmanın Nedenleri: Hava koşullarının uzun bir zaman kesiti içinde ortalama durumu iklim olarak tanımlanır. Dünya son bir milyar yıl içinde yaklaşık ikiyüzelli milyon yıl süren sıcak dönemler ve bunların ardından gelen dört büyük soğuk dönem geçirmiştir. Dünya yaklaşık elli milyon yıl önce soğuk bir döneme daha girmiş, bu dönemde yüzbin yılda bir on bin yıl süreyle görülen sıcak dönemlerin haricinde soğuma eğilimi göstermiştir. Şu an bu sıcak dönemlerden biri yaşanmaktadır. Dört bin yıl önce başlayan sıcaklık düşüşleri sonucunda Dünya’nın soğuma eğiliminin artması beklenmekteydi fakat bu artış son yüzelli yıldır gerçekleşmemiştir.
Güneş gibi doğal etkenlerle büyüyen bu artışın nedeni, özellikle son dönemlerde, büyük ölçüde insan kaynaklı olan sera etkisiyle oluşan küresel ısınmadır.
küresel ısınmanın sebepleri:
Doğal Nedenler :
Güneşin Etkisi:
ESA bilim adamlarından Paal Brekke; iklim bilimcilerinin uzun süredir Güneş beneklerinin 11 yıllık döngüsel hareketini ve Güneş’in yüzyıllık süreçler içinde parlaklık değişimini incelediklerini belirtmiştir. Bunun sonucunda Güneş’in manyetik alanı ve protonlar ile elektronlar biçiminde ortaya çıkan güneş rüzgarının, Güneş sisteminde kozmik ışımalara karşı bir kalkan görevinde olduğu açıklanmaktadır. Güneş’in değişken aktivitesiyle zayıflayabilen bu kalkan, kozmik ışımaları geçirmektedir. Kozmik ışımaların fazla olması bulutlanmayı arttırmakta, Güneş’ten gelen radyasyon oranını değiştirerek küresel sıcaklık artışına neden olmaktadır.
Güneş’ten gelen ultraviyole ışınım aynı zamanda kimyasal reaksiyonların oluştuğu (ve dolayısıyla atmosferin tamamını etkileyen) ozon tabakası üzerinde değişikliğe yol açacaktır.
Dünya’nın Presizyon Hareketi:
1930 yılında Sırp bilim adamı Milutin MİLANKOVİÇ Dünya’nın Güneş çevresindeki yörüngesinin her doksanbeş bin yılda biraz daha basıklaştığını göstermiştir. Bunun dışında her kırkbir bin yılda Dünya’nın ekseninde doğrusal bir kayma ve her yirmi üç bin yılda dairesel bir sapma bulunduğunu belirtmiştir. Günümüz bilim adamlarının bir çoğu Dünya’nın bu hareketlerinden dolayı zaman zaman soğuk dönemler yaşadığını ve bu soğuk dönemler içindeyse yüz bin yıllık periyotlarda on bin yıl süreyle sıcak dönemler geçirdiğini bildirmektedir. Bu da Dünya’nın doğal ısınmasının bir nedenini oluşturmaktadır.
El Nino’nun Etkisi:
“Güney salınımı sıcak olayı” olararak tanımlanabilecek El Niño hareketi, 1990-1998 yıllarında tropikal doğu Pasifik Okyanusu’nda deniz yüzeyi sıcaklıklarının normalden 2-5º daha yüksek olmasına neden olmuştur. Özellikle 1997 ve 1998 yıllarındaki rekor düzeyde yüzey sıcaklıklarının oluşmasında, 1997-1998 kuvvetli El Niño olaylarının etkisinin önemli olduğu kabul edilmektedir. 1998′deki çok kuvvetli El Niño bu yılın küresel rekor ısınmasına katkıda bulunan ana etmen olarak değerlendirilebilir.
Yapay nedenler :
Fosil Yakıtlar:
Kömür, petrol ve doğalgaz dünyanın bugünkü enerji ihtiyacının yaklaşık u’lik bölümünü sağlamaktadır. Yapılarında karbon ve hidrojen elementlerini bulunduran bu fosil yakıtlar, uzun süreçler içerisinde oluşmakta fakat çok çabuk tüketilmektedir. Dünyanın belirli bölgelerinde toplanmış bu yakıtların günümüz teknolojisiyle ¾’ünün yarısının çıkarılması imkansız; diğer yarısının ise çıkarılması teknik olarak çok pahalıdır. Bu da fosil yakıtları yenilenemeyen ve sınırlı yakıtlar sınıfına sokmaktadır.
Sera gazları:
Sera Gazları Oluşumu:
Güneş’ten gelen ışınların bir bölümü ozon tabakası ve atmosferdeki gazlar tarafından soğurulur. Bir kısmı litosferden, bir kısmı ise bulutlardan geriye yansır. Yeryüzüne ulaşan ışınlar geriye dönerken atmosferdeki su buharı ve diğer gazlar tarafından tutularak Dünya’yı ısıtmakta olduğundan yüzey ve troposfer, olması gerekenden daha sıcak olur. Bu olay, Güneş ışınlarıyla ısınan ama içindeki ısıyı dışarıya bırakmayan seraları andırır; bu nedenle de doğal sera etkisi olarak adlandırılır
sera etkisinin Önemi:
Sera etkisi doğal olarak oluşmakta ve iklim üzerinde önemli rol oynamaktadır. Endüstri devrimi ile birlikte, özellikle 2. Dünya Savaşı’ndan sonra, insan aktivitesi sera gazlarının miktarını her geçen yıl arttırarak yüksek oranlara ulaştırmıştır.
Bu etkinin yokluğunda Dünya’nın ortalama sıcaklığının -18ºC olacağı belirtilmektedir. Ancak yaşamsal etkisi olan sera gazlarının miktarının normalin üzerine çıkması ve bu artışın sürmesi de Dünya’nın iklimsel dengelerinin bozulmasına neden olmaktadır.
Bu doğal etkiyi arttıran karbondioksit, metan, su buharı, azotoksit ve kloroflorokarbonlar sera gazları olarak adlandırılmaktadır. Ozon tabakasının incelmesi de başka bir etkendir.
Sera Gazları : Karbondioksit (CO2):
Dünya’nın ısınmasında önemli bir rolü olan CO2, Güneş ışınlarının yeryüzüne ulaşması sırasında bu ışınlara karşı geçirgendir. Böylece yeryüzüne çarpıp yansıdıklarında onları soğurur.
CO2′in atmosferdeki kosantrasyonu 18. ve 19. yüzyıllarda 280-290 ppm arasında iken fosil yakıtların kullanılması sonucunda günümüzde yaklaşık 350 ppm’e kadar çıkmıştır. Yapılan ölçümlere göre atmosferdeki CO2 miktarı 1958′den itibaren %9 artmış ve günümüzdeki artış miktarı yıllık 1 ppm olarak hesaplanmıştır.
Dünyada enerji kullanımı sürekli arttığından, kullanılmakta olan teknoloji kısa dönemde değişse bile, karbondioksit artışının durdurulması olası görülmemektedir.
Sera Gazları: Metan (CH4):
Oranı binlerce yıldan beri değişmemiş olan metan gazı, son birkaç yüzyılda iki katına çıkmış ve 1950′den beri de her yıl %1 artmıştır. Yapılan son ölçümlerde ise metan seviyesinin 1,7 ppm’e vardığı görülmüştür. Bu değişiklik CO2 seviyesindeki artışa göre az olsa da, metanın CO2′den 21 kat daha kalıcı olması nedeniyle en az CO2 kadar dünyamızı etkilemektedir.
Amerika ve birçok batı ülkesinde çöplüklerin büyük yer kaplaması sorun yaratmaktadır. Organik çöplerden pek çoğu ayrışarak büyük miktarda metan salgılamakta, bu gaz da özellikle iyi havalandırması olmayan ve kontrol altında tutulmayan eski çöplüklerde patlamalara ve içten yanmalara neden olmaktadır. Daha da önemlisi atmosfere salınan metan oranı artmakta ve bunun sonucu olarak da sera etkisi tehlikeli boyutlara varmaktadır.
Sera Gazları: Azotoksit ve Su Buharı:
Azot ve oksijen 250ºC sıcaklıkta kimyasal reaksiyona giren azotoksitleri meydana getirir. Azotoksit, tarımsal ve endüstriyel etkinlikler ve katı atıklar ile fosil yakıtların yanması sırasında oluşur. Arabaların egzosundan da çıkmakta olan bu gaz, çevre kirlenmesine neden olmaktadır.
Sera etkisine yol açan gazlardan en önemlilerinden biri de su buharıdır. Fakat troposferdeki yoğunluğunda etkili olan insan kaynakları değil iklim sistemidir. Küresel ısınmayla artan su buharı iklim değişimlerine yol açacaktır.
Sera Gazları: Kloroflorokarbonlar (CFCs):
CFC’ler klorin, flüorin, karbon ve çoğunlukla da hidrojenin karışımından oluşur. Bu gazların çoğunluğu 1950′lerin ürünü olup günümüzde buzdolaplarında, klimalarda, spreylerde, yangın söndürücülerde ve plastik üretiminde kullanılmaktadır. Bilimadamları bu gazların ozonu yok ederek önemli iklim ve hava değişikliklerine neden olduklarını kanıtlamışlardır. Bu gazlar; DDT, Dioksin, Cıva, Kurşun, Vinilklorid, PCB’ler, Kükürtdioksit, Sodyumnitrat ve Polimerler’dir.
Sera Gazları: Kloroflorokarbonlar (CFCs):
1- DDT: 1940-1950 yılları arasında dünya çapında tarım alanlarındaki böcekleri zehirlemek için kullanılmıştır. Kimyasal adı ‘diklorodifeniltrikloroetan’dır. Klorin içeren bu gazın insan dahil diğer canlılar için de öldürücü olduğu fark edildikten sonra üretimden kaldırılmıştır.
2- Dioksin: 100′ün üstünde çeşidi vardır. Bitkilerin ve böceklerin tahribatı için kullanılır. Çoğu çeşidi çok tehlikelidir; kansere ve daha birçok hastalığa neden olmaktadır.
3- Cıva: Cıvanın en önemli özelliği diğer elementler gibi çözünmemesidir. 1950-1960 yılları arasında etkisini önemli ölçüde göstermiş, Japonya’da birkaç yüz balıkçının ölümüne neden olmuştur. Bir ara kozmetik ürünlerinde kullanılmışsa da daha sonra son derece zehirli olduğu anlaşılıp vazgeçilmiştir.
4- Kurşun: Günümüzde kalemlerin içinde grafit olarak kullanılmaktadır. Vücudun içine girdiği takdirde çok zehirleyicidir; sinir sistemini çökertip beyne hasar verir.
5- Vinilklorid: PVC yani ‘polyvinyl chloride’ elde etmek için kullanılan bir gaz karışımıdır. Solunduğunda toksik etkilidir.
6- PCB’ler: PCB, İngilizce bir terim olan ‘polychlorinated biphenyls’ ten gelmektedir. Bu endüstriyel kimyasal toksik ilk olarak 1929′da kullanılmaya başlanmış ve 100′ün üstünde çeşidi olduğu tespit edilmiştir. Bunlar büyük santrallerdeki elektrik transformatörlerinin yalıtımında, birçok elektrikli ev aletlerinde aynı zamanda boya ve yapıştırıcıların esneklik kazanmasında kullanılmaktadır. Bunun yanında kansere yol açtığı bilinmektedir.
7- Sodyumnitrat: Füme edilmiş balık, et ve diğer bazı yiyecekleri korumak için kullanılan bir çeşit tuzdur. Vücuda girdiğinde kansere yol açtığı bilinmektedir.
8- Kükürtdioksit (SO2): Bu gaz sülfürün, yağın, çeşitli doğal gazların ve kömürle petrol gibi fosil yakıtların yanması sonucu açığa çıkar. Kükürtdioksit ve azotoksidin birbiriyle reaksiyonu sonucunda asit yağmurlarını oluşturan sülfürürik asit (H2SO4) oluşur.
9- Polimerler: Doğal ve sentetik çeşitleri bulunmaktadır. Doğal olanları protein ve nişasta içerirler. Sentetik olanlarıysa plastik ürünlerinde ve el yapımı kumaşlarda bulunup naylon, teflon, polyester, spandeks, stirofoam gibi adlar alırlar.
Sera Gazları: Ozon:
Ozon tabakasının incelmesi “Küresel Isınma”yı dolaylı yoldan arttırmaktadır. USNAS’ın 1979′da yayınladığı raporda, ozon tabakasında %5 - arasında bir azalma olduğu gözlemlendiği öne sürülmüştür.
Oysa bundan bir yıl önce Kasım 1978′de uzaya fırlatılan Nimbus-7 uydusundan alınan verilere göre toplam atmosferik ozon seviyesi 1979-1991 yılları arasında orta enlemlerde %3-%5, yukarı enlemlerde %6 ila %8 arasında azalmıştır (Gleason 1993). 1992 yılında Antartika’daki Ozon seviyesi ise 1979′daki seviyenin P’sine inmiştir. 1950 ve 60′lı yıllardaki ozon kalınlığı da 1990′lı yıllardan sonra 1/3′üne kadar inmiştir. “The National Research Council”ın 1982 Mart raporuna göre CFC salınımı bu şekilde devam ederse 21. yy’nin sonunda stratosferdeki ozon miktarı %5 ile arasında bir değerde azalacaktır.
Sera Gazlarının Bilinen ve Olası Etkileri:
Dünyanın sıcaklığı sanayi devriminden bu yana 0,45ºC artmıştır. Bunun esas nedeni fosil yakıtların yanması sonucu açığa çıkan CO2 ve diğer sera gazlarıdır. Artan nüfus ve büyüyen ekonominin enerji gereksinimleri de fazlalaşmaktadır. Bu gereksinimin karşılanması ise fosil yakıt tüketiminin artmasına ve atmosferdeki CO2 miktarının büyük ölçüde çoğalmasına neden olmaktadır. Sıcaklık artışının olası etkileri teoriler biçiminde incelenmektedir.
Şehirlerin Isı Adası Etkisi:
Güneşli ve sıcak günlerde, yoğun nüfuslu ve yüksek binaların sıklıkla görüldüğü kentsel bölgelerin çevrelerine göre daha sıcak olmaları, şehirlerin ısı adası etkisini oluşturur. Bu asfaltlanmış alanlar,bitki topluluklarının köreltilmiş olduğu bölgeler ve siyah yüzeyler “ısı adası etkisi”nin başlıca nedenleridir.
Kentleşmiş alanlarda hava dolaşımının yapılaşmanın artışıyla engellenmesi ve doğal iklim ortamının bozulması yerel bir ısınmaya yol açar. Bu tür yerel ısınmalar da küresel ısınmayı arttırıcı etkidedir.
Şehir planlamasında ve bina yapımında güneş ile yapı arasındaki ilişkinin iyi ayarlanması ısı adası etkisini engelleyecektir.
Örnek Şehirler:Detroit (USA), Los Angeles (USA) ,Hong Kong (ÇİN)…
Smog:
Havaya salınan fazla miktardaki gazlar, atmosferdeki havayı yoğunlaştırır, gaz tabakasını kalınlaştırır. Bu yüzden gelen güneş ışınları daha fazla emilir, daha az yansıtılır ve yapay bir sera etkisi oluşur. Gazlar, özellikle büyük şehirlerde, Hava Yoğunluğu (Smog) oluşturarak etkili olmaktadır.
Smog oluşumunun bulunduğu yerleşim yerlerinde yaşayan insanlarda
- Akciğer ağrıları
- Hırıltı
- Öksürük
- Baş ağrısı
- Akciğer iltihapları görülür.
Sera Gazlarının Bilinen ve Olası Etkileri:
Kuraklık ve seller: Sera etkisi çeşitli iklim değişikliklerine yol açacaktır. Önlem alınmadığı takdirde bazı doğa olaylarının olumsuz etkileri çok büyük boyutlara ulaşacaktır.
Güç üretiminde azalma: Elektrik güç santrallerinin tamamı suya ihtiyaç duymaktadır. Sıcak geçen yıllarda elektrik istemi artacak fakat su miktarının azalmasından dolayı elektrik üretimi düşecektir. Bu da devlet ve halklara ekonomik sıkıntılar yaşatacak, çeşitli sorunlara neden olacaktır.
Nehir ulaşımında problemler: Sıcaklık artışına bağlı olarak nehir sularının alçalması, suyolu ticaretine engel oluşturup ulaşım giderlerini arttırmaktadır.
Bilgi Bankasi Databank Odev ILKOGRETIM Küresel ısınma küresel ısınmanın Nedir nelerdir ORTAOGRETIM sebepleri YUKSEKOGRETIMBilgi Bankasi Databank Odev ILKOGRETIM Küresel ısınma küresel ısınmanın Nedir nelerdir ORTAOGRETIM sebepleri YUKSEKOGRETIM
30.12.2008
Kral Midas
Vikipedi, özgür ansiklopedi
Git ve: kullan, ara
→ Başlığın diğer anlamları için Midas sayfasına bakınız.
Kral Midas büstü
Kral Midas, Gordion kentinde yaşamış efsanevi Frigya kralıdır. Kral oluşu gibi yaşamı ve ölümü üzerine de mitolojiler yazılmıştır. Yaşamı boyunca acılar çekmiş olan Midas, “eşek kulak”larıyla ya da “dokunduğu herşeyi altına çevirmesiyle” ünlenmiştir.
Kral Midas, Ankara civarında kurulmuş olan Frigya’da M.Ö. 738 - M.Ö. 696 yılları arasında Gordion olarak bilinen kentte yaşamıştır. Midas, hem tarihi kişiliği hem de mitolojik efsaneleri ile oldukça ünlüdür. Bu söylencelerden birisi meşhur “eşek kulaklı Midas”dır.
Yapılan bilimsel çalışmalarda, Midas’ın ana karnında bir hastalığa yakalandığı ve kulak kanalları asimetrik olarak doğduğu anlaşılmıştır. Asimetrik kulak yapısı nadir görülen bir hastalık şeklidir. Önden veya arkadan bakıldığı zaman bir kulağın diğerinden çok daha yukarıda veya aşağıda olduğu görülür. Çirkin bir görünüm oluşturan bu hastalık Midas’ın kafatasında belirgin izler de bırakmıştır. Halkından utanan Midas’ın sürekli olarak başına geçirdiği bir “serpuş”la gezdiği, kulaklarını hiçbir zaman göremeyen halkının ise, krallarının kulakları hakkında yorum yaparak, göremedikleri kulakları eşek kulağına benzeterek kralları hakkında dedikodu yaptıkları düşüncesi kuvvet kazanmıştır.
Midas’ın Krallığa giden yolu [değiştir]
Gordion şehri harabeleri
“Antik Telmesos’tan başlayıp, Ankara’da sona eren kader çizgisinin ünlü yolcusu Kral Midas’ın acı dolu yaşam öyküsü” demir çemberli tekerlerin aşındırdığı Kral Yolu’nda bir gün eski bir araba yol almaktadır. Arabayı kullanan gence yaşlı annesi ve orman işçisi babası eşlik etmektedir. Annesinin doğduğu Telmesos’u bugünkü Fethiye’yi ve liman kenti Patara’yı arkalarında bırakalı günler olmuştu. Bey dağlarını ve Batı Toroslar’ı aşıp kuzeye Frig ülkesine doğru yönelmektedirler. Frig Kralı Gordios ölmüştür. Halk çok üzgündür. Kralın yerine geçecek kimse yoktur. Ülkenin ileri gelenleri toplanır ve kahinlerden yardım ister. Kahinler kehanette bulunurlar ve şu andan itibaren Gordion’a arabasıyla ilk giren kraldır. Kral Midas’tır artık O. Midas Frig ülkesinin bilinen iki kralından bir tanesidir. Frig kralları ya Gordios ya da Midas olarak anılırdı. Ele geçirilen çok az belgeye dayanarak başkent Gordion’un Gordios ünvanlı bir kralın kurduğunu, Midas’ın ise bundan sonra krallık yaptığı tahmin edilmektedir.
Arkeolojik belgelere göre M.Ö. 1360 yılında Anadolu ve Yunanistan çok şiddetli bir depremle sarsılır. Bu arada birçok kent yerle bir olur. Söylentilere göre Atlantis kıtası da bu depremde yok olmuş, sulara gömülmüştür. İşte bu felaketten sonra Eski Yunanistan ve Makedonya’nın Trakya kavimleri topraklarını terk ederek yeni yurtlar ararlar. Bunlardan bir bölümü Karadeniz’in kuzeyine yönelir. Aralarına İran adlı bir kavminde bulunduğu bu grup Kırım üzerinden Kafkasya’yı aşar ve bugün İran olarak anılan topraklara yerleşirler. Diğer bir bölümü ise deniz yoluyla Mısır’a yerleşir. Ancak Firavun III. Ramses kendi deyişiyle ülkesini arslanlar gibi korur ve onları Mısır’a sokmaz. Bu dönemde Anadolu’da hüküm süren Hitit Krallığı ise ülkeyi saran veba hastalığı ve isyan eden yerli kavimlerle uğraşmaktan zayıf düşmüştür. Trakya’dan göç eden diğer bir grup M.Ö 1200 yıllarında boğazları geçerek Anadolu’ya girer ve Anadolu’da Hitit hakimiyetine son verir. Frig’ler başkenti Gordion olan bir krallık kurarak, kısa zamanda büyür ve Orta Anadolu’nun tümünü kaplarlar. Frigya en parlak dönemini Kral Midas’la yaşamıştır. Midas şüphesiz çağının en ünlü krallarından biridir ve Asur çivi yazılı belgelerde Mita olarak tanımlanmaktadır.
Midas’ın ölümü [değiştir]
Kral Midas’ın sembolik mezarı ve kafatası - Anadolu Medeniyetleri Müzesi
Midas’ın kral seçilişi ve yaşamına hüzün veren eşek kulakları ne kadar efsanevi ise ölümüde o denli efsanelere konu olmuştur. Midas kendini görkemli ve zapdedilmesi imkansız bir başkente sahip sanır. Ancak bugün daha surları ve kale kapısı ile görenleri şaşırtan Midas’ın Gordion’u M.Ö 695 yılında İran’dan gelen ve adeta çekirge sürüsü gibi Anadolu’yu yiyip bitiren Kimmer Baskınına dayanamayarak yerle bir olmuştur. Midas bu baskından sağ kurtulur ama o günden sonra sıkıntılı bir hayat sürmüştür. Gordion’lu Midas artık kendi kaderini kendi tayin etmiş ve harap olan Gordion yıkıntıları üzerinde dolaşırken mitolojiye göre boğa kanı içerek intihar etmiştir. Fakat uzmanlar tarafından Kral Midas’ın kafatası 3 boyutlu tomogrofisi çekilerek incelenmiştir. Bu incelemeler sonucunda kafatasının iç yapılarında büyük ölçüde değişiklikler tespit edilmiştir. Kafatasının göz çukurunun sağ köşesinden yukarı doğru giden bir kırık hattı görülmüştür.Alınan küçük bir parça patoloji uzmanları tarafından dikkatle incelenerek kemik dokusunda büyük bir değişiklik olmamakla beraber mikroskobik seviyede yer yer kahverengi lekeler olduğu saptandı. Kullanılan özel boya ile bu yer yer görülen kahverengi lekelerin demir içeren ve kan elemanlarının kalıntısından ortaya çıkan pigment olduğu patologlar tarafından ortaya çıkarılmıştır. Midas’ın ölüm sebebinin mitolojide söylendiği gibi boğa kanı içerek intihar etmesinden değil, başının sağ tarafına aldığı ağır bir darbe ile öldürüldüğü ispatlanmıştır.
Yapılan çalışmalar sırasında ilgililerce var olduğu söylenen Midas’a ait vücut iskeletinin kaybolduğu iddia edilir. 1992 yılından başlayarak üzerinde çeşitli araştırmalar yapılan kafatası ise bugün layık olduğu yer olan Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde sergilenmektedir.
Efsaneler [değiştir]
Yazılıkaya, Midas kenti.
Tarihte Midas ile ilgili farklı efsaneler vardır. Bunlardan en ünlüleri “eşek kulaklı Midas” ve “dokunduğu herşeyi altına çeviren Midas”dır.
“Eşek kulaklı kral Midas” efsanesi şöyle anlatılır: Yunan Tanrısı Apollon ve Kır Tanrısı Pan arasında yapılacak bir çalgı çalma yarışmasında Midas yargıçlardan biri olarak seçilmişti. Kır tanrısı, kavalıyla hoş sesler çıkarıyordu; ama Apollon’un gümüşten lir’i her çalgıdan üstündü. Apollon; çalmaya başladığında Musalar bile durup onu dinlerdi. Yargıçlardan ikincisi dağ tanrısı Tmolos, yengi çelengini Apollon’a verdi. Ama Midas oyunu yarışma sonunda Pan’a yönelik kullanınca Tanrı Apollon çok kızdı ve “güzel müziği ayırt edemeyen kulak insan kulağı olamaz , sana eşek kulağı yakışır” diyerek Midas’ın kulaklarını eşek kulağına dönüştürür. Midas bir süre, tanrının armağanlarını koca bir külah içinde sakladı. Sakladı ama onun saçlarını kesen berber sonunda kulaklarını gördü ve böylelikle kralın sırrını öğrenmiş oldu. Ancak sır bu insan ağzına sığar mı? Berber sancılar geçirir. Dayanılmaz ıstıraplar yaşar.Sonunda sırrını bir kuyuya söylemeye karar verir. Kuyuya eğilir ve Midas’ın kulakları eşek kulakları diye bağırır. Sırrı kuyudaki su sazlara, sazlarsa rüzgarda salına salına bütün etrafa yayılır. Böylece bütün ülke Midas’ın sırrını kısa zamanda öğrenir. Daha sonra halk midas hakkında gölge oyunları oynamaya başlar. Midas artık bıkmıştır ve kulaklarını kestirmeye karar verir, kulaklarını kestirir. Kulakları kesilen Midas’ın sonradan kulaklarının sarmaşık kadar tekrar uzadığı görülür. Herkes onunla “eşek kulaklı Midas” diye dalga geçmeye başlar. Kral Midas Tanrıya yalvarmaya başlar “Tanrım benim bu kulaklarımı düzelt ama bütün servetimi elimden al” der. Tanrı onu bağışlar ve Midas kulaklarını geri alır. Ama kimse görmeden canını da alır ve mezara gömer.
“Dokunduğu herşeyi altına çeviren Midas” efsanesi ise şöyledir:
Efsaneye göre; şarap tanrısı Dionisos’un yoldaşı Satiros, Frigya’yı gezerken Midas’ın gül bahçesinde uyuyakalmış. Satiros’u bulup, on gün on gece sarayında ağırlayan Midas’ın konukseverliğinden etkilenen Dionisos, kralın bir dileğini gerçekleştireceğini söylemiş. Kral Midas da her dokunduğunun altına dönüşmesini ve böylece daha zengin olmayı istemiş. Ancak yemek için dokunduğu yiyecekler, içecekler ve ünlü gül bahçesi bile altına dönüşünce, kral Dionisos’dan bu uğursuz gücü geri almasını istemiş. Midas’ın durumuna acıyan tanrı Dionisos krala Paktalos Irmağı’nda yıkanmasını söylemiş. Bu ırmakta yıkanan Midas, her tuttuğunun altına dönüşmesinden kurtulmuş. Ve o günden bugüne bu ırmakta bulunan altın parçacıkları bu efsaneye bağlanmıştır. selcuk coskun
Lise Genel Lise Genel Kultur ORTAOGRETIMLise Genel Lise Genel Kultur ORTAOGRETIM
30.12.2008
GENETİK MÜHENDİSLİĞİ NEDİR?
1. Bilindiği gibi genler , bir organizmanın özelliklerini belirleyen kimyasal bilgiyi taşır.
2. Genler değiştirilerek bir organizmaya istenilen özellikler kazandırılabilir.
3. Genetik mühendisliği , bilimadamlarının genleri bir organizmadan alıp diğerine aktarmalarına imkan veren bir teknolojidir.
4. Bu teknoloji ; nükleik asit hibridizasyonu , rekombinant DNA , PCR , hücre kültürü ve monoklonal antikor tekniklerini içerir .
5. Bunlardan en başarılı ve yaygın olan rekombinant DNA tekniği ; restriksiyon enzimlerini kullanarak “gene splicing” de denilen DNA’nın istenilen bölgesinin kesilip çıkarılması ve kesilen parçanın ligaz enzimi kullanılarak “vektör” adı verilen taşıyıcı bakterinin plazmidine yapıştırılması işlemlerini içerir. Daha sonra plasmid bakteri içine yerleştirilerek rekombinant DNA’nın normal hücresel aktivitesine devam etmesi sağlanır.
6. Bugün genetik mühendisliğinin bitki ve hayvanlarda uygulanmasıyla daha iyi ve sağlıklı yiyecekler, daha güvenli temiz bir çevre ve sağlık alanındaki gelişmeler insanlara sunulmuştur.
GENETİK MÜHENDİSLİĞİNİN TARİHÇESİ
1880 - Gregor Mendel bitkiler üzerindeki çalışmalarıyla modern genetiğin temelini attı.Karakteristik özelliklerin genler tarafından iletildiğini buldu.
1950 - Hershey ve Chase , DNA’nın hücrenin genetik materyali olduğunu ispat ettiler.
1953 - Watson ve Crick DNA’nın çift sarmal yapısını keşfettiler.
1955 - Arthur Kornberg ve arkadaşları DNA polimerazı izole ettiler.
1961 - Nirenberg ve Matthaei genetik kodu keşfettiler. Buna göre 3 baz 1 amino asiti kodlar.
1966 - B.Weiss , C.C.Richardson DNA ligazı izole ettiler.
1968 - K.W.Wilcox , H.O.Smith ve T.J.Kelley ilk restriksiyon endonükleazı izole ettiler.
1972 - Paul Berg virusun DNA’sı ile bakterinin DNA’sını birleştirdi.
1973 - İlk kez yabancı bir genin (antibiyotik rezistan) bir bakteriye transferi gerçekleştirildi.
1975 - Asilomar/ABD’de ilk kez genetik mühendisliğinin tehlikeleri üzerine bilimsel bir konferans verildi.
1976 - Genetik mühendisliği ürünlerini pazarlayan ilk şirket olan GENENTECH kuruldu.
1977 - Genetik manipülasyonun uygulandığı bakteriler , insanda büyümeyi inhibe eden hormonu üretiler.
1978 - Genetik parmak izi keşfedildi.Bu sayede herkes DNA’sından tanınabilecekti.
1980 - (ABD) “yağ yiyen bakeri” denilen genetik manipülasyon uygulanmş organizma ilk kez patentlendi.
1980 - Farelere gen transferi ilk kez başarıyla uygulandı , hastalıkların tedavisinde transgenik fareler model olarak kullanıldı.
1980 - W.Gilbert ve F.Sanger DNA sekans metoduyla Nobel Ödülü aldılar.
1982 - Endüstriel çaptaki ilk genetik mühendisliği ürünü olan insülin üretildi.
1983 - Barbara McClintock , “zıplayan genler” i keşfetti ve Nobel Ödülü aldı.
1987 - Anti-squash domatesler patentlendi.
1988 - Memeli üzerindeki ilk patent : İnsan kanser geni aktarılmış “Harvard Mouse” .
1990 - Organizmaların patentlenmesine karşı Greenpeace’in ilk protesto gösterisi.
1990 - “İnsan Genom Projesi”nin resmen başlaması .Tahmini maliyeti : 3 milyar $.
1993 - Washington Üniversitesi’nden Jerry Hall’un insan embriyosunu klonlaması dünya çapında skandala neden oldu.
1994 - Kalıtsal meme kanseri geni keşfedildi.
1994 - Besin değerini arttırmak amacıyla Brezilya fıstığı geni verilen soya fasulyesi, şiddetli alerjik reaksiyonlara neden oldu ve proje yasaklandı.
1997 - Koyunun somatik hücresinden klonlanan Dolly dünyaya geldi.
1997 - AB(Avrupa Birliği)’de genetik manipülasyon uygulanmış yiyeceklere karşı yapılan düzenleme yasallaştırıldı.
1997 - AB’de ilk kez genetik mühendisliği uygulanan yiyeceklere izin verildi: kolza yağı.
1999 - BMT(Birleşmiş Milletler Teşkilatı)’nun genetik manipülasyon uygulanmış organizmaların ticaretindeki biyolojik güvenlikle ilgili kararı Amerika’nın etkisiyle başarısızlığa uğradı.
1999 - İnsanda , 33.4 milyon bç içeren 22 no’lu kromozomun sekansı tamamlandı.
2000 - İnsan Genom Projesi liderleri ve Başkan Clinton , insan genomu DNA dizisinin “çalışma taslağı”nın tamamlandığını ilan etti.
YARARLARI NELERDİR?
Tıptaki Yararları
• Hayvanların İnsanlar İçin Organ Verici Olması:Hayvandan insana organ transplantasyonuna “xerotransplantasyon” denir.Genetik mühendisliği domuzların organlarının insan için daha uygun olması açısından bunlar üzerinde çalışmalar yapıyorlar.Reddetme reaksiyonları başarılı bir şekilde kontrol altına alındığı zaman bu domuzlar ekonomik organ vericileri olacaklar.
• Beyin Tümörüne Karşı Gen Terapisi:Gen terapisinde amaç “suicide gene” olarak adlandırılan genleri kullanarak tümör hücrelerini öldürmektir.Bu tür genleri taşıyan tümör hücreleri şeklini bir hücre zehiri ilacına dönüştürerek bu tümörleri öldürür.
• Hepatit B:Hepatit B virüsü kan yoluyla bulaşır.Örneğin küçük yaralardan veya koruma olmaksızın cinsel temas ile.İlk Hepatit B aşısı 1982’de kronik hastaların kanından çok kompleks processler yapılarak elde edilmişti.1986’dan beri bu aşı, kolay bir processle GM maya hücreleri kullanılarak üretilmektedir.
• Bubble Boy:Bubble Boy,gen mutasyonu sonucu ADA-adenosin deaminaz-eksikliği ile oluşan bir hastalıktır ve immün sistemi hücrelerinin yok olmasına neden olur.Hastalığın tedavisi hastalara ADA ve kemik iliği transplantasyonu ile yapılmaktaydı.Ancak 1990’da kopyalanmış ADA enzimleri inaktive edilmiş virüse verildi.Virüs,hastanın T-hücrelerine yerleşip,çoğaldı.Bu tedavide başarı sağlandı.
• Çeşitli Davalarda Genetik Mühendisliği:Cinayet olaylarında,forensic(yasalarda geçen ve suçluların takibinde kullanılan teknik) ekipleri,suç mahalindeki saç, semen,kan,tırnak örneklerini inceleyip RFLP’leri(Restriction Fragment Length Polymorphisms) karşılaştırırlar ve farklı olanları tespit ederler.Aynı zamanda RFLP analizi babalık tayininde de kullanılmaktadır.
Beslenmedeki Yararları
• Yiyecekler:GM yiyecekler üretildi. Kabak, maya, patates ,soya fasulyesi, domates , mısır.Örneğin soğuğa çok hassas olan domates ve çilek gibi bitkilere dil balığından izole edilen “anti-freeze”geni aktarıldı.Ayrıca bakterilerde bulunan ve böcekleri öldüren toksin geni mısır ve pamuğa verildi.Gerçekte,genetik mühendisliği teknikleri işlenmiş yiyeceklerin % 60’ında kullanılmaktadır.
• Çürümeye Son-Anti Squash Domates:Satılan pek çok domates yeşil ve sert şekilde tarladan kaldırılmaktadır. Bu durum bu tür basınca hassas ürünlerin nakliyatını kolaylaştırmaktadır.Satılmadan önce bu domatesler suni olarak etilen hormonuyla olgunlaştırılmaktadır.Doğada bu madde olgun domateslerin hücre duvarının çürümesine,bozulmasına neden olmaktadır.Anti squash domateslerde bu hormonu yapan genler inaktif hale getirilmiştir.Buna ilaveten anti squash domatesler başka türlerin genlerini içermezler.
• Körlüğe Karşı Pirinç:Gelişmekte olan ülkelerdeki milyonlarca insan tek yönlü beslenme nedeniyle vitamin yetersizliği çekmektedir.Taze meyveler yerine pirinç başlıca besindir.Pirinç ise vitamin A içermez.Bu vitaminin eksikliği ise çocuklarda en yaygın hastalıklardan biri olan körlüğe yol açar.Genetik mühendisliği kullanılarak bu pirincin besin değerini arttırmak için kalıtımsal materyali değiştirilmektedir.Bu sayede pirinçte daha çok vitamin A öncüsü bulunur.
• Az Yağlı Patates Cipsleri:Cips ve patatesler bünyelerinde çok fazla yağ barındırırlar. Dolayısıyla oldukça kolarili yiyeceklerdir.Bu durum artık değişmiştir.Bilimadamları patatese nişasta üretimini arttıran geni başarılı bir şekilde aktarmışlardır.Bu şekilde bir değişim patatesleri kızartıldıkları zaman daha çok nişastalı yapmakta ve daha az yağ alınmaktadır.
Tarıma ve Çevreye Yararları
• İlk Bitki:Genetik mühendisliği uygulanan ilk bitki,hastalıklara karşı savaşan petunya üretimi idi.
• Geleneksel Çaprazlaşmayı Geliştirme:Çaprazlaşmayla tür bariyeri aşılarak genler aktarıla-maz.Genetik mühendisliği asla çaprazlaşma yapmayacak türler arasında gen transferi gerçekleştirir.Aynı zamanda çaprazlaşma;doğada ebeveynlerin yavru DNA’larını oluşturmak üzere DNA’larını birleştirme aktivitesini başarmasına olanak sağlar.Genetik mühendisliği yeni genleri herhangi bir temel referans olmaksızın konakçı hücrelere kolaylıkla aktarır.
• Ağaç Kurtlarına Karşı Geliştirilen Stratejiler:Ağaç kurtları mısır bitkisini içerden kemirerek ekinlerin %7’sini yokeder.Genetik mühendisliği yardımıyla mısır bitkisi hücrelerine böcek zehiri üreten gen nakledilir.Dolayısıyla ağaç kurtları zehirlenerek, ortadan kalkar.
• Blue Jean Ve Genetik Mühendisliği:Eskiden tekstil sanayiinde,jeanleri boyamadan önce kullanılan beyazlatıcıların yıkanması için çok fazla suya ve enerjiye gereksinim duyuluyordu.Bugün GM bakterilerin kullanılarak bu beyazlatıcılar nötralize edilir.Böylece su,enerji ve zamandan %10 tasarruf sağlandığı gibi çevre de korunmuş olur.
Devamını okuyun…»
Bilgi Bankasi Databank Odev Universite Genel Kultur Universite Tip YUKSEKOGRETIMBilgi Bankasi Databank Odev Universite Genel Kultur Universite Tip YUKSEKOGRETIM
30.12.2008
Şahmaran Efsanesi
Efsaneye göre Şahmaran yüzlerce yıl önce Tarsus’ta yaşayan yılan vücutlu kadın başlı bir kahraman. Bahçesinde insanoğlunu cezbedecek her türlü yiyecek ve ziynet eşyası bulunan Şahmaran kimsenin bilmediği bir yerde insanoğlundan uzakta yerin altında yaşamış, ta ki insanoğlu Camsab tarafından bulunana kadar.
Yoksul bir ailenin oğlu olan Camsab bir gün ormanda bir kuyu dolusu bal bulmuş. Balı çıkarmak üzere kuyuya inen Camsab’ı, bütün balı yukarı çeken arkadaşları aç gözlülükleri yüzünden kuyuda bırakmış. Yalnız başına feryat eden Camsab tam da ümidini kesmişken topraktan iğne deliği büyüklüğünde ışık sızdığını farketmiş. Cebindeki bıçak ile ışığın geldiği deliği büyüten Camsab, ömründe görmediği kadar güzel bir bahçeye girmiş. Bu bahçede dünyada eşi benzeri olmayan çiçekler, ortasında bir havuz ve çevresinde oturaklar ile bir yığın yılan bulunuyormuş. Havuzun başındaki taht üzerinde insan başlı, süt beyaz vücutlu bir yılan Camsab’a kendi diliyle hitap etmiş; ‘Hoşgeldin insanoğlu, çevrendekilerden korkma sen bizim misafirimizsin’
Şahmaran Camsab’a türlü türlü yiyecekler ikram edip kendi ülkesine nasıl ve neden geldiğini sormuş. Camsab hikayesini uzun uzun anlatmış… Camsab’ı dinleyen Şahmaran başını sallayıp ‘İnsanoğlu nankördür, hilekardır. Küçücük menfaatleri karşısında muazzam zararlarına razı olur’ demiş.
Şahmaran’ın güvenini kazanan Camsab uzun yıllar bu bahçede yaşamış. Yıllar sonra bir gün Şahmaran’a yaklaşan Camsab, ailesini çok özlediğini söyleyip ‘Nolur beni aileme kavuştur’ diye yalvarmış. Bunun üzerine Şahmaran kendisini salıvereceğini, ancak yerini kimseye söylemeyeceğine ve asla hamama girmeyeceğine dair söz vermesini istemiş. Çünkü Şahmaran’la karşılaşan her kim olursa hamama gittiğinde vücudu pullarla kaplanırmış. Şahmaran’a söz verip ailesine kavuşan Camsab uzun yıllar verdiği sözde durarak Şahmaran’ın yerini kimseye söylememiş ve hiç hamama gitmemiş.
Derken bir gün Camsab’ın yaşadığı ülkenin hükümdarı Keyhüsrev hastalanmış. Vezir, hastalığın çaresinin Şahmaran’ın etini yemek olduğunu söylemiş ve herkesin hamama getirilmesini istemiş. Önceleri direnen sonra zorla hamama gotürülen Camsab’ın vücudu hamama girince pullarla kaplanmış. Sonunda da yapılan işkenceye dayanamayarak canını kurtarmak için kuyuyu göstermiş. Hemen kuyunun başına gidilmiş ve Şahmaran dışarı çıkarılmış. Camsab’ı gören Şahmaran ‘İşte Camsab nihayet kanıma girdin. Ben insanoğluna itimat edilmeyeceğini biliyordum. Fakat ne çare ki yine aldandım’ demiş. Ölüme giderken de Camsab’a ‘Beni toprak çanakta kaynatıp ilk suyumu sana içirecekler sakın içme zehirlidir. İkinci suyumu iç gövdemi de hükümdara yedir’ demiş Şahmaran’ın söylediklerini harfiyen yerine getiren Camsab ilk suyu vezire içirip ikincisini kendisi içmiş. Etini de hükümdara yedirmiş. Vezir ölmüş hükümdar da kısa sürede iyileşip Camsab’ı veziri yapmış.
Efsaneye göre Şahmaran’ın öldürüldüğünü yılanlar bilmemekte.
ŞAHMARAN(YILANLARIN ŞAHI)
Zamanla bir ülkede bir adam varmış.Bu adam bir gün dağa gitmiş orda bi mağaraya girmiş.Birden adamın etrafını yılanlar sarmış.Adam nasıl kurtulacağını düşünürken birden bir ışık parlamış ve karşısına Şahmaran çıkmış.Şahmaran’ın boynundan yukarısı insan ,vucüdu ise yılan şeklindeymiş.Adam ile Şahmaran birbirine aşık olmuşlar ve o mağarada yaşamaya başlamışlar.Adam bir gün şehire gitmek istediğini söyleyince Şahmaran söyle cvb vermiş:
-Hayır gitme.Eğer gidersen orda dayanamaz herkese anlatırsın bu da kralın kulağına gider gelir beni yakalar.
Kralın Şahmaranı yakalamak istemesinin sebebi Şahmaranın çok bilgili olması ve onda ki bütün bilgileri öğrenmek istemesidir.Bir gün adam yine şehire gitmek istediğini söyleyince Şahmaran:
-Peki git ama sakın kimsenin yanında suya girme,demiş
Adam kente gitmiş.Kral şehirden birinin Şahmaranla görüştüğünü öğrenmiş.Ve şehirdeki bütün erkekleri toplamış suya sokmuş.Sıra o adama gelmiş o adamı suya soktuklarında adamın derisi yılan derisi gibi pul pul olmuş.Kral adama işkenceler yapmış.Adam ilk başlarda söylemek istememiş ama işkenceler dayanılmayacak hale gelince söylemek zorunda kalmış.Şahmaranı yakalamışlar.Adamla yüzleştirmişler fakat adam hem üzüntüsünden hemde utancından Şahmaranın yüzüne bakamamış.Şahmaran adama:
-Sen hiç üzülme benim yerimi sana işkenclerle söylettiklerini biliyorum,demiş ve krala dönerek devam etmiş
-Her kim benim kuyruğumdan yerse dünya nın bütün bilgilerine sahip olum fakat her kim benim başımdan yerse ölür demiş.Bunu üzerine kral kuyruğundan yemeye başlamış.Adam ölüp bu utançtan kurtulmak için o da başından yemeye başlamış fakat bişeyler olmuş…Kral ölmüş adam ise bilgelerin bilgeleri haline gelmiş.O anda anlaşılmış ki Şahmaran tam tersini söylemiş.Fakat bu durum adamı daha çok üzmüş adama Şahmaranla ilk tanıştığı mağaraya gidip orda yaşamaya başlamış fakat fazla yaşamamış üzüntüden o adam da orda ölmüş…
Efsaneler Şahmaran EfsanesiEfsaneler Şahmaran Efsanesi
30.12.2008
Mortgage nedir ve Mortage sistemi neden önemlidir?
Mortgage sistemi kira öder gibi ev sahibi olmak demektir. Aynı zamanda aylık bütçenizi sarsmayacak rakamlarla ev sahibi olmanın yollarını açan sistemdir. Mortage sisteminde satın alınmak istenilen evin bedeli eksperlerce değerlendirilir, kredi almak için belirli bir peşinat hazır ise, (ki bu genellikle evin satış bedelinin %25′i olur) kalan miktar Mortgage sağlayan yani kredi veren tarafından ödenir. Ev kredisi veren kuruluşlara Amerika’da Lender denilmektedir. Türkiye’de de kısa süre içinde yasal altyapının kurulması,ev kredisi verecek kurum ve kuruluşların hazırlıklarını mümkün olan en kısa sürede bitirmesi beklenmektedir. Morgage veren kuruluşa kalan borç 15 ila 30 yıl arasında değişen sürelerde geri ödenebilmektedir. Mortgage sistemi Türkiye’de 2006 yılının başında devreye girecektir. Yasal çalışmaların bitirilmesi ile ilk etapta Mortgage kuruluşları oluşturulacak (Tutulu satış kuruluşu - Konut kredisi kuruluşu). Bu kuruluşlar daha sonra ev satın almak isteyenlere çeşitli şartlarda ev kredisi sağlayacaklardır. Mortage sistemi ülkemizde ev sahibi olmayı düşleyen milyonlarca insanın hayalini kurduğu evi satın almasını sağlayacak, emlak piyasasını hareketlendirecek, inşaat kalitelerini yükseltecektir. Ayrıca ev sahibi olmak için emekli olmayı bekleme devri kapanacak yerine genç yaşlarda ev sahibi olup 30 yıl vadeli ev kredisi alma dönemi başlaycaktır.
İpotekli konut finansman (Mortgage) sistemi nedir?
İngilizce’de “mortgage” olarak bilinen, basında ve halk arasında “Kira öder gibi uzun vadeli ev satın alma sistemi” olarak bilinen ipotekli konut finans sistemi, gayrimenkul edinmede kullanılan finansman yöntemlerinden birini ifade etmek için kullanılan bir terim. Türk Dil Kurumu (TDK) kelime manası ”tutu, ipotek, rehin” anlamına gelen ”mortgage” kelimesi yerine ”tutulu satış”ı öneriyor. Sistem genel olarak konut sahibi olmak isteyenlere finans kuruluşlarınca, konut üzerinden tesis edilecek ipotek karşılığında 15 ile 30 yıl gibi uzun vadeli konut kredilerinin kullanılması temeline dayanıyor. Sistemin bir başka tanımı şu şekilde de yapılabilir. İpotekli konut finansman sistemi, kredi, finansal kiralama ve benzeri finansal işlemler yoluyla konut alımı, konutların yenilenmesi ve güçlendirilmesi için ipotek teminatlı kaynak kullandırılması anlamına geliyor. Banka, müşteri adına müşterinin talep ettiği bir gayrimenkulü peşin olarak satın alarak mülkiyeti müşteriye devrediyor. Ancak müşterinin bankaya borcunun karşılığı olarak mülk ipotek ediliyor. Müşteri bankaya borcunu belli bir ödeme planına göre, önceden belirlenmiş bir vade sonuna dek aylık ödemelerle kapatıyor.
MORTGAGE sistemi ile nasıl ev sahibi olunacak?
1. Vatandaş ödeme gücüne göre bir daire bulacak.
2. 1. Dairenin değerinin yüzde 25′i vatandaşın cebinde olacak. Vatandaş kalan tutar için kredi talep edebiliyor olacak. İleride bu peşinat için de kredi alınabilecek.
3. Ev kredisi talep eden kişi, taksitleri ödeyememe ihtimaline karşın sigorta yaptıracak ve 2-3 ay boyunca bu taksitleri ödeyecek. Böylece taksitler garantiye alınacak. Ödenecek taksitlerin içerisinde bu sigortadan yararlanabilmek için prim de olacak. Sigorta 3- 4 ay bu taksitleri öder ve kişinin durumu düzelmezse yani sorun devam ederse konut nakde çevrilecek. Aynı zamanda hayat sigortası da yaptıracak.
4. Vatandaşın kendisinin bulduğu ve almayı planladığı konutla ilgili bir değerlendirme de yapılacak. Bu değerlendirmeyi yapabilecek bir şirket kurulacak ve evin değeri o şirket tarafından belirlenecek. Vatandaş tarafından müteahhite evin tespit edilen değerinin asgari olarak dörtte biri peşin ödenecek. Banka, evin değerinin geri kalan üçte birlik kısmını ipotekli konut kredisi olark vatandaşa ödeyecek. Vatandaş da aldığı parayı müteahhite ya da konutunu satmak isteyen mal sahibine götürüp ödeyecek. Böylece kredi veren kuruma uzun vadeli olarak borçlanmış, banka ise verdiği uzun vadeli kredi karşılığında evi ipotek etmiş olacak. Ardından banka isterse bu konutu kendi bünyesinde tutabilecek ve kendisi sermaye piyasalarına menkul kıymetleştirme yoluyla bunu arz edebilecek. İsterse banka yeni kurulacak ipotek finans kuruluşuna bunu götürüp satacak ya da devredecek.
5. Vefat halinde mirasçılar devam ettirebilecek
6. Yeni ya da eski ev alınabilecek. Yenisi bitmiş olmalı.
7. Satın alınan daire için Doğal Afet Sigortası yaptırılacak.
8. Sistemde herhangi bir kısıtlama yok. 2 eve kadar alınacak bu tür kredilerle ilgili ödenecek faizlerin vergi matrahından düşürülmesi ile ilgili teşvik mekanizması getirilecek. İstenirse 100 bin YTL’lik bir konut da alınabilecek, istenirse 500 YTL’lik bir konut.
9. Kamuya ait lojmanlar da bu sisteme dahil olabilecek.
10. Bankalar aldıkları ipoteği, İpotek Finans Kuruluşu’na (İFK) devredecek. İFK’nın yüzde 49′u devlet (kamu bankaları ve TOKİ), yüzde 51′i özel sektöre (yerli ve yabancı bankalar ya da özel finans kuruluşları) ait olacak. İFK, stokunda yeralan ipotekleri menkul kıymete dönüştürecek. İpotek fon katılma belgesi,varlığa dayalı menkul kıymet veya borç senedi ihraç edecek. Bu yolla yeni fon yaratarak yeni kredilere kaynak sağlayacak.
önemlidir Bilgi Bankasi Databank Odev ILKOGRETIM Ilkogretim Genel Lise Ekonomi Mortage Mortgage neden Nedir ORTAOGRETIM sistemiönemlidir Bilgi Bankasi Databank Odev ILKOGRETIM Ilkogretim Genel Lise Ekonomi Mortage Mortgage neden Nedir ORTAOGRETIM sistemi
30.12.2008
TEKERLEME NEDİR?
Sözlüklerde “ağızda yuvarlanan söz, saçma sapan söz, eşsesli kelimelerle kurulu konuşma” anlamlarına gelen tekerleme masal, hikaye, bilmece, halk tiyatrosu gibi bazı edebi türler içinde veya bağımsız olarak söylenen ölçülü ve kafiyeli sözlerdir.
Çokluk çocuk folklorunda hoşça vakit geçirmek, konuşma kabiliyeti kazanmak, oyunlarda eş ve ebe seçmek için bu yola başvurulur. Masal tekerlemesi, oyun tekerlemesi gibi adlar alırlar. En çok çocuk oyunlarında, masalların baş, orta ve sonunda söylenirler. Yöreye göre değişik isimle de söylenirler. Doğu Anadolu’da döşeme, Güney Anadolu’da sayışma denir. Karagöz ve ortaoyununda muhavere, çocuk oyununda ebe, çıkarmada ise sayışma diyebiliriz. Türk edebiyatında ilk tekerleme örneklerine XI. yüzyıldan itibaren rastlanır. Divanü Lügati’t Türk’te bazı tekerlemeler.
TEKİR
Bir iki tombul tekir
Camdan bakar
Başına takar
Hop hop, altın top MISTIK
Mustafa, Mıstık,
Arabaya kıstık,
Üç mum yaktık,
Seyrine baktık.
LEYLEK
Leylek leylek havada,
Yumurtası tavada,
Gel bizim hayata,
Hayat kapısı kitli,
Leyleğin başı bitli. KUZU
Kuzu kuzu me
Bin tepeme
Haydi gidelim
Ayşe teyzeme.
YAĞMUR
Yağ yağ yağmur,
Teknede hamur,
Bahçede çamur,
Ver Allah’ım ver,
Sicim gibi yağmur. KARGA
Karga karga “gak” dedi,
“Çık şu dala bak” dedi,
Karga seni tutarım,
Kanadını yolarım.
PORTAKAL
Portakalı soydum,
Başucuma koydum.
Ben bir yalan uydurdum,
Duma duma dum.
Duma duma dum.
Öğretmeni kandırdım,
Kandırdım. OYUN
Oooo…..
İğne battı,
Canımı yaktı,
Tombul kuş Arabaya koş.
Arabanın tekeri,
İstanbul’un şekeri.
Hop Hop altın top,
Bundan başka oyun yok.
HANIM KIZI
Çan çan çikolata,
Hani bize limonata?
Limonata bitti,
Hanım kızı gitti.
Nereye gitti?
İstanbul’a gitti.
İstanbul’da ne yapacak?
Terlik pabuç alacak.
Terliği pabucu ne yapacak?
Düğünlerde,
Şıngır mıngır oynayacak. KEÇİLER
Ayşe Hanımın keçileri,
Hop hop hopluyor,
Arpa, saman istiyor,
Arpa, saman yok,
Kilimcide çok.
Kilimci kilim dokur,
İçinde bülbül okur.
İki kardeşim olsa,
Biri ay, biri yıldız,
Biri oğlan, biri kız,
Hop çikolata çikolata,
Akşam yedim salata,
Seni gidi kerata.
SINIFLAR
Mini mini birler,
Çalışkandır ikiler,
Mavi gözlü üçler,
Dayak yiyen dörtler,
Misafirdir beşler,
Altılar, altınımı çaldılar,
Yediler, yemeğimi yediler,
Sekizler, semizdirler,
Dokuzlar, doktor oldu,
Onlar bizi okuttu. EBE
Ebe ebe gel bize
Uzaktan vur elimize
Eğer vuramazsan
Ebesin ebe
Bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi,
Bunu sana kim dedi?
Diyen dedi on yedi
Yağlı böreği kim yedi?
TAVUK
Pazara gidelim,
Bir tavuk alalım,
Pazara gidip,
Bir tavuk alıp ne yapalım?
Gıt gıdak diyelim.
Happur huppur,
Happur, huppur yiyelim. TOP
Bir iki üç
Söylemesi güç
Sana verdim bir elma
Adını koydum Fatma
Hop hop hop
Bir büyük altın top
DEDE
Altı kere altı otuz altı
Dedemin sakalı yolda kaldı
Sakalını aldı dereye attı
Dedem sakalsız kaldı EV
Evli evine
Köylü köyüne
Evi olmayan
Sıçan deliğine
İĞNE
Ooooo
İğne iplik
Derme diplik
Çelik çubuk
Sen çık. NACAK
Nacak sapına
İki kes
Bir sana
Biri de bana
HEDİYE
Kızın adı Hediye
Ekmek vermez kediye
Kedi gider Kadıya
Kadının kapısı kitli
Hediyenin başı bitli EL EL EPENEK
El el epenek
Elden düşen kepenek
Kepeneğin yarısı
Keloğlan’ın karısı
KARNIM AÇ
Karnım aç
Karnına kapak aç
Değirmene kaç
Değirmenin kapısı kitli
Heybaşı bitli DEĞİRMEN
Değirmene girdi köpek
Değirmenci vurdu kötek
Geldi yedi köpek
Hem kötek
Hem yedi köpek
ALİ DAYI
Ali dayının keçileri
Kıyır kıyır kişniyor
Arpa saman istiyor
Arpa saman yok
Kilimcide çok
Kilimci kilim dokur ÇARŞI
Çarşıya gittim
Eve geldim hanım yok
Bebek ağlar beşik yok
Çorba taşar kaşık yok
Ali baba öldü tabut yok
HAKKI
Hakkı hakkının hakkını yemiş.
Hakkı Hakkı’dan hakkını istemiş.
Hakkı Hakkıya hakkını vermeyince
Hakkı da Hakkı’nın hakkından gelmiş. HASAN
Hasan Hasan
Helvaya basan
Kapıyı kıran
Kızı kaçıran
KÜÇÜK DOSTUM
Küçük dostum gelsene
Ellerini versene
Ellerimizle şap şap
Ayaklarımızla rap rap
Bir şöyle, bir böyle
Dans edelim seninle. ELLERİM PARMAKLARIM
Sağ elimde beş parmak,
Sol elimde beş parmak
Say bak, say bak, say bak.
Hepsi eder on parmak.
Sen de istersen saymak
Say bak, say bak, say bak.
Hepsi eder on parmak.
ALİ
Ali baksa dum dum
Sakalına kondum
Beş para buldum
Cebime koydum KUZU
Kuzu kuzu mee
Bin tepeme
Haydi gidelim
Hacı dedeme
Hacı dedem hasta
Mendili bohça
Kendisi hoca
KOMŞU, KOMŞU
-Komşu, komşu !
-Hu, hu!
-Oğlun geldi mi?
-Geldi
-Ne getirdi?
-İnci, boncuk.
-Kime, kime?
-Sana, bana.
-Başka kime?
-Kara kediye
-Kara kedi nerede?
-Ağaca çıktı
-Ağaç nerede?
-Balta kesti
-Balta nerede?
-Suya düştü.
-Su nerede?
-İnek içti.
-İnek nerede?
-Dağa kaçtı.
-Dağ nerede?
-Yandı, bitti kül oldu TAVŞAN
Kapıdan tavşan geçti mi?
Geçti
Tuttun mu?
Tuttum
Kestin mi?
Kestim
Tuzladım mı?
Tuzladım
Pişirdin mi?
Pişirdim
Bana ayırdın mı?
Ayırdım
Hangi dolaba koydun?
Çık çık dolaba koydum
Haydi, al getir
Getiremem
Neden getiremezsin?
Kara kediler yemiş.
Vay vay, miyav
NEREDEN GELİRSİN?
Nerden gelirsin?
Zikzak kalesinden.
Ne gezersin?
Açlık belasından.
Nerde yattın?
Beyin konağında.
Altına ne serdiler?
Perde.
Desene kupkuru yerde.
Bıyıkların neden yağ oldu?
Bıldırcın eti yedim.
Bıldırcın yağlı mıydı?
Gökte uçarken gördüm.
Saçların neden ağardı?
Değirmenden geldim.
Değirmen dönüyor mu?
Zımbırtısını duydum.
Ayakların neden ıslandı?
Çaydan geçtim.
Çay derin miydi?
Köprüyü dolaştım,
İşte geldim sana ulaştım. CAM
Bir cam
İki cam
Üç cam
Dört cam
Beş cam
Altı cam
Yedi cam
Sekiz cam
Dokuz cam
On cam
Bu da benim amcam.
Eveleme develeme
Evvel altı elma yedi
Seren sekiz serçe dokuz
Tarmanın topu kara
A devenin çatı kara
EBE
Ebe ebe nerede
Su doldurur derede
Dere boyu çalılık
Derede olur balık
Şu ebe de ne alık
Oltamı attım,
Balığı tuttum.
Balık suya dalamaz,
Ebe beni bulamaz.
Bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi
Bunu kim dedi,
Diyen dedi on yedi,
Yağlı böreği kim yedi?
Acaba sarımsaklasak da mı saklasak samanı
Sarımsaklamasak da mı gelir zamanı
Sarımsaklamasak da gelirse zamanı
Niye sarımsaklayalım o zaman samanı.
Adem madene gitmiş. Adem madende badem yemiş.
Madem ki Adem madende badem yemiş niye bize getirmemiş.
Al bu takatukaları takatukacıya takatukalattırmaya .götür eğer
takatukaları takatukacı takatukalatmazsa takatukaları taktukacıya
takatukalattırmadan getir.
Aliş’le Memiş mahkemeye gitmiş mahkemede mahkemeleşmişler mi
mahkemeleşmemişler mi?
Be birader buraya bak başı bereli burma bıyıklı bastı bacak bayan
berberiyle bizim Bedri bey birlikte bir pirinci birinci buluşta birbirine
dizip Bursa pazarına indi.
Bir berber bir berbere “Bre berber gel birader biz beraber
Berberistan’da bir berber dükkanı açalım.” demiş.
Bir pirinci birinci buluşta bir inci gibi birbirine bağlayıp Perlepe
berberi bastıbacak Bedri ile beraber Balıkesir pazarına parasız giden bu
paytak budala babası topal Badi’den biberli bir papara yedi.
Bu çorbayı nanelemeli mi de yemeli nanelememeli mi de yemeli?
Bu ekşi eski ekşi.
Bu mumcunun mumu umumumuzun mumudur.
Bu pikap şu pikap o pikap.
Cüce çinici Celali Hoca gizlice marpuççular içindeki züccaciyecilere gidip
içi Çince yazılı cicili bicili cam çubukları cepceğizine indirmiş.
Çatalca’da başı çıbanlı topal çoban çatal sapan yapar satar.
Değirmene girdi köpek değirmenci vurdu kötek; hem kötek yedi köpek hem
kepek yedi köpek.
Dört deryanın deresini dört dergahın derbendine devrederlerse
dört deryadan dört dert dört dergahtan dört dev çıkar.
El alem ala dana aldı aladanalandı da biz bir ala dana alıp aladanalanamadık.
Eller bazlamalandı da biz bazlamalanamadık.
Gökten bir damla düştü şıp benim alnıma şıp anamın alnına şıp benim
alnıma şıp anamın alnına…
İki kel kör kirpinin yırtık kürkünü dişi kel kör kirpinin yırtık kürküne
eklemişler.
İndim dereye sarul seke teke çepiç tek otlarlar. Dedim niçin sarul seke
teke çepiç tek otlarsınız? Dedi bizim sorumuz sopumuz torumuz topumuz
sarul seke teke çepiç tek otlarlar.
İndim kuyu dibine sildim süpürdüm silkindim çıktım.
İt iti itti bit iti itti it biti itti. Bit gitti it gitti. İtti bitti
gitti.
Kartal kalkar dal sarkar dal sarkar kartal kalkar.
Kırk küp kırkının da kulpu kırık küp.
Kırk kanatlılardan Kırklarelili kırkayak kıkırdayarak kırık kırak yerken
kırık kanadına kırıntılar döküldü.
Sizin damda var beş boz başlı beş boz ördek bizim damda var beş boz başlı
beş boz ördek. Sizin damdaki beş boz başlı beş boz ördek; bizim damdaki
beş boz başlı beş boz ördeğe: “Siz de bizim gibi beş boz başlı beş boz
ördeksiniz.” demiş.
Şemsipaşa Pasajı’nda sesi büzüşesiceler.
Şu duvarı badanalamalı mı badanalamamalı mı?
Şu köşe yaz köşesi şu köşe kış köşesi ortada su şişesi.
Şu yoğurdu sarımsaklasak da mı saklasak sarımsaklamasak da mı saklasak.
Tomarzalı topal Şaban yapar çatar satar saban.
Üç tunç tas has hoş hoşaf.
Üstü üç taslı taç saplı üç tunç tası çaldıran mı çabuk çıldırır
yoksa iç içe yüz ton saç kaplı çanı kaldıran mı çabuk çıldırır.
ELLERİM
Ellerim tombik tombik,
Kirlenince çok komik
Kirli eller sevilmez
Güzelliği görülmez
Dişlerim bakım ister
Hele saçlar, hele scalar
Uzayınca tırnaklar
Kirlenince kulaklar
Bize pis derler, pis derler
1.Bir berber bir berbere bre berber beri gel diye bar bar bağırmış.
Bizde bize biz derler, sizde bize ne derler?
Gül dibi bülbül dili gibi,gül dibi bülbül dili.
2.Pireli peyniri perhizli pireler tepelerse pireli peynirler de pır pır pervaz ederler.
3.Ocak kıvılcımlandırıcılardan mısın,kapı gıcırdatıcılardan mısın?Ne ocak kıvılcımlandırıcılardanım, ne kapı gıcırdatıcılardanım.
4.Çatalca’da topal çoban çatal yapıp çatal satar,nesi için çatalca da topal çoban çatal yapıp çatal satar?Kârı için çatalca da topal çoban çatal yapıp çatal satar. Üç tunç tas kayısı hoşafı.
5.Dört deryanın deresini dört dergahın derbendine devrederlerse,dört deryadan dört dert,dört dergahtan dört dev çıkar. Paşa tası ile beş has tas kayısı hoşafı. Zaman saman satar, saman zaman satar.
6.Al bu takatukaları takatukacıya takatukalatmaya götür.Takatukacı takatukaları takatukalamam derse takatukacıdan takatukaları takatukalatmadan al da gel.
7.Nankör nalbant nalları nallamalı mı,nallamamalı mı?
Az kaz, uz kaz, boyunca kaz.
8.İşlek işlemeci,işlemeli işleri işlikte işleyerek işletmeciye işyerinde izletti.
9.Ilgarcı ılgar,ılgıngillerin ılgancırı ılgalayarak,ılgıt ılgıt ılgılardı.
10.Pısırık pırlak pırnallıklarda pırnallanırken pılı pırtısını pısırık pıtraklara pıtır pıtır pırtlattı.
11.Üçüncü üçkağıtçı,üçetek üçleşerek üç teker arabayla süzüm süzüm süzülen süzgeçleri süzdü.
12.Kırk kırık küp, kırkının da kulpu kırık kara küp.A be kuru dayı ne kuru sarı darı bu darı ,a be kuru dayı.
Şu odayı badanalamalı mı,yoksa badanalamamalı mı?
13.Sen seni bil,sen seni,bil sen seni,bil sen seni,sen seni bilmezsen patlatırlar enseni.
14.Şu karşıda bir dal,dal sarkar kartal kalkar,kartal kalkar dal sarkar,dal kalkar kantar tartar.
15.Şu köşe yaz köşesi,şu köşe kış köşesi,ortadaki su şişesi.
Şiş şişeyi şişlemiş,şişe kesişe kiş demiş.
Elalem aladana aldı aladanalandı da biz bir aladana alıp da aladanalanamadık.
16.Bu yoğurdu sarımsaklasak da mı saklasak, sarımsaklamasak da mı saklasak?Bu yoğurdu mayalamalı da mı saklamalı, mayalamamalı da mı saklamalı?
17.Sizin damda var,beş boz başlı beş boz ördek,
Değirmene girdi köpek,
Bizim damda var beş boz başlı beş boz ördek,
Değirmenci çaldı kötek.
Sizin damdaki beş boz başlı beş boz ördek
Hem kepek yedi köpek,
Bizim damdaki beş boz başlı beş boz ördeğe,
Hem kötek yedi köpek.
Siz de bizcileyin beş boz başlı beş boz ördek misiniz,demiş.
18.Bir tarlaya kemeken ekmişler.İki kürkü yırtık kel kör kirpi dadanmış.Biri erkek kürkü yırtık kel kör kirpi,öteki dişi kürkü yırtık kel kör kirpi.Kürkü yırtık erkek kel kör kirpinin yırtık kürkünü,kürkü yırtık dişi kel kör kirpinin yırtık kürküne;kürkü yırtık dişi kel kör kirpinin yırtık kürkünü,kürkü yırtık erkek kel kör kirpinin yırtık kürküne eklemişler.
19.Getirince el getirir,yel getirir,sel getirir;götürünce el götürür,yel götürür,sel götürür.
20.Bu mum, umumumuzun mumu.
Bu tesbihi imamelemeli mi, imamelememeli mi?
kırık kanatlılardan kırklarelili kırkayak kıkırdayarak kırık karak yerken kırık kanadına kırıntılar döküldü
ÇATALCA
ÇATALCA’DA TOPAL ÇOBAN ÇATAL YAPIP ÇATAL SATAR,NESİ İÇİN ÇATALCA’DA TOPAL ÇOBAN ÇATAL YAPIP ÇATAL SATAR?KARI İÇİN ÇATALCA’DA TOPAL ÇOBAN ÇATAL YAPIP ÇATAL SATAR
çekoslavak
çekoslavakyalılaştıramadıklarımızdan mısınız?
elma attım denize
elma attım denize geliyor yüze yüze ben vuruldum filize filiz akın cüneyit akın kın kın kın kına gecesi si si si simitçi çi çi çi çiğ köfte te te te televizyon yon yon yon yonca ecerimik mik mik mik miki fare re re re reklamlar
kaynak:internet
Bilgi Bankasi Databank Odev ILKOGRETIM TEKERLEMEBilgi Bankasi Databank Odev ILKOGRETIM TEKERLEME
30.12.2008
Zanaat, maddi ihtiyaçlarını karşılamak için eğitim ve tecrübe gerektiren işlere verilen addır. Ayrıca hüner ve marifet anlamlarına da gelmektedir. Bir işle veya meslekle uğraşan ustalığı ve mahareti olan kimselere ise sanaatkar denilmektedir.
Osmanlılar zanaat anlamına gelen hirfet sözcüğünü kullanmışlardır. Osmanlı döneminde çeşitli zanaat kollarının toplandığı Ahi teşkilatı bulunmaktaydı. XIX. yüzyılda Osmanlı’ya gelen Fransız mozaikçisi Pretextat Le-comte çinicilik, hâkk, mâden işleri, dökmecilik ve bakırcılık, camcılık, taş yontuculuğu, nakış, kalemkârlık, halıcılık, kumaş ve kadifecilik, saraçlık, kunduracılık, silâh işçiliği, ahşap işleri, telkari, cevahircilik, mühür yapımcılığı, minekârlık, tesbihcilik, kayık imâli, lokum, helva ve şekerleme yapımı hakkında bilgi vermektedir.
Sanayi devriminden sonra zanaatlar büyük ölçüde sarsılmıştır. Seri imalat ile birlikte bir çok zanaat ortadan kalktıysa bununla birlikte yeni zanaat alanları da doğmuştur. Saraçlık ve nalbantlık tarihe karışırken bunun yerine otomobil tamirciliği kaportacılık ve boyacılık gibi zanaatler ortaya çıkmıştır.
Günümüzde zanaat denilince akla ilk gelen küçük sanatlardır. Şiir, müzik, resim, heykel, hat, tezhip gibi zanaatler ise “güzel sanatlar” olarak adlandırılmaktadır.
Bilgi Bankasi Databank Odev ILKOGRETIM Ilkogretim Genel Ilkogretim Sosyal Bilgiler ZanaatBilgi Bankasi Databank Odev ILKOGRETIM Ilkogretim Genel Ilkogretim Sosyal Bilgiler Zanaat
30.12.2008
Onceki Yazilar